ÖĞRETMEK

Hababam Sınıfı ve Mahmut Hoca

Ben bir şeyler öğreten insanım. Öğretmek ve eğitim benim için son derece hassastır. İlk başta gitar ve müzik öğrettim. Maddi kaygı ile değil, mutluluk duyduğum için. Hala da vakit bulursam öğretiyorum. Sonra etrafımdaki genç iş insanlarına öğretmeye başladım. Bir şekilde iş sahiplerinin çocuklarına bir şeyler öğretir oldum. Sonra zamanla baktım ki o iş sahipleri de bana sorular soruyorlar. Demek ki nasıl bir şevkle anlatıyorsam, “bu çocuğu bir dinlemek lazım” demeye başlamışlar benim için. Sırf bu yüzden beni ne yapar eder birileriyle tanıştırırlardı.

Öğretmek her seferinde öğrenmeyi de getiriyordu. Onlar bana bir soruyorsa ben 5 soruyordum onlara. Sorularım da aynı şevk içindeydi sanırım. Tüm bu iş dünyası ve kişisel gelişim bilgileri birikince öğreten insansanız daha çok anlatmak istiyorsunuz, tabi ardından gelen daha da fazla sorunun yanıtını ararken.

Ne öğretir?

Çok da muhteşem öğretmenlerim oldu. En başta ailem, sonra hayatın kendisi. Pek çoğuna sorsanız öğretmen de değiller. Bazen bir nasihat, bazen anlam veremediğim bir fırça, belki omzumda bir el, bir anlamlı bakış, bir kitap… Ama çok şey öğrettiler bana. Öyleyse dedim ben de bunu geri vermeliyim ve durmadan öğrettim ihtiyacı olanlara, gelişmek isteyenlere. Şimdilerde bunu meslek edindim. Muhteşem öğrencilerim var.

Sırasında bir orman, sırasında dağ başı. Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.

Öğretmek durmadan bilgi akıtmak değildir.

İnsan hayatının önemli bir kısmına öğretmeyi koyunca bir başka bakıyor eğitim konusuna. Mesela en sevmediğim şey verimsiz eğitim. Birilerini bir yerlerde toplayıp onların zamanlarını boşa harcamıyorlar mı? Gerçekten üzülüyorum. Hele ki genç beyinler. O an yanlış öğrenirse geri dönüşü olmayacak.

Öğretmek demek sürekli anlatmak demek değildir. Nedir öğretmek peki? En başta içindeki o ateşi körüklemektir. Öldürmemektir, sönmesine müsade etmemektir. Öğretmek zorla olmaz. Herkesin bir öğrenme şekli var. Ayrıca herkesin illa öğrenmek istediği, merak ettiği bir şey var. Hatta çok ilgisiz olduğunu düşündüğünüz, başarısız olduğunu sandığınız o alanda. Doğru bakmayı bilirseniz ne olduğunu görürsünüz. Kişiye öğrenmek istemediğini zorlamanın bir sınırı var. Eğer o ateşi körüklemek yerine buz üzerinde ateş yakmaya çalışıyorsanız yanlış bir iş yapıyorsunuz. Bakın bakalım, bir yerde bir kayalık vardır. Ya da kim bilir, önce o buzu kırmanız gerekiyordur. Kimi zaman bir öğretmen olarak tek vazifem o ateşin yanmasını sağlamak oluyor. Bu, zaman alıcı bir süreçse baştan söylüyorum. Siz pes ettiğinizde biter bu iş zira önce ateşi yakacak uygun ortamı sağlamamız gerekiyor. “Ateş buzun üzerinde yakılmaz.”

İnanın şartlar olgunlaştığında öğretmek zamanımı ve enerjimi almıyor. Öğrenmeye aç kişiye beni bayıltana kadar öğretebilirim. Asıl olay ya öğretmek istediğimi gerçekten öğrenmek isteyecek doğru kişiyi bulmak ya da öğrenmek istemiyor gibi görünenin aslında ne öğrenmek istediğini anlayabilmek. Yaptığım işin sırrı belki de burada. Bundan ötesi kendimi ne kadar yetiştirmiş, ne kadar donatmış olduğumla orantılı.

Bazen bir genç çıkıyor karşıma. Büyükleri diyor ki bizim çocuk iş hayatına ilgi duymuyor. İnanın iş hayatına ilgi duymayan insana hayatımda rastlamadım. Soruyorum, peki neye ilgi duyuyor diye. Filan yapmaktan hoşlanıyor. Bütün derdi bu. Diyorum çocuğunuz iş hayatına son derece ilgi duyuyor ama o işe değil, bu işe ilgi duyuyor. Ayrıca çok net ki bu konuda biraz desteklerseniz sizin o işte başarılı olduğunuzdan daha fazla bu işte başarılı olacak. Sonra bazen bakıyorum o konu daha önce benim ilgi duymadığım bir alanda belki. Tamam diyorum kendi kendime, yeni bir şey daha öğrenmek üzeresin, hem de karşındaki bu insana bir şeyler öğreterek.

Yani söylemek istediğim o ki, öğrenmek ve öğretmenin temelini çok iyi bilmek gerek. Öğretmek demek birilerini bir odada toplayıp aklınızdakini durmadan karşınızdakine akıtmak değil. Bu işi doğru yapabilirseniz nasıl tarifsiz bir keyif insanların geliştiğini görmek, anlatamam.

Dünyanın En Pahalı Danışmanının Maliyeti

Geçenlerde bir soru aldım. Bunu daha önce de duyduğum için dedim ki ben bu sorunun cevabını insanlara bir video ile vereyim. Soru şu “Tunç bey, bir danışmana ne kadar ödemeliyiz? Eğitimciye ne kadar ödemeliyiz?”

Eğer muhteşemseniz, her şeyi siz biliyorsanız, işinizde en iyisi siz iseniz, sizden başkası daha iyi bilemez ise, bence verebileceğiniz en maksimum para 0 TL’dir. Yazık paranıza. Niye para veresiniz ki zaten çok muhteşem biliyorsunuz on numarasınız.

Şimdi gelelim bir danışmana ne kadar vermeliyiz sorusunun diğer cevabına. Eğer gerçekten inanıyorsanız danışmanın gücüne ve size katacaklarına, bir düşünün. Şu da var, siz de şirketin içindesiniz, çalışanlarınız da öyle, danışmanınız dışında. Endüstrinizde gidip bir iş yaptığınız ile biraz sohbet ettiğinizde bile o kişi endüstriden bir şeyler söyleyecek size. Bir danışman tamamen dışardan bir gözdür, eğer kuvvetli bir insansa ki öyle bir insan olmalı hayatınızda.

Çok küçük değilseniz, belli bir seviyede iseniz, bir ya da bir kaç danışman ile çalışmayı düşünün, ki şunu da size net söyleyeyim zamanında danışmanlık verdiğim küçük firmalar da vardı. (Tamam, bende çok büyük bir şey istemedim o firmalardan.) O yüzden bir danışmanla hemen her firma çalışabilir illa ki.

İkinci olarak o danışman gerçekten kendini geliştiren bir danışman ise, güçlü bir eğitimci ise zaten sizin ona vereceğiniz paranın misli misli hatta 10 katını size kazandırır. Ben de öyle söylerim “Eğer ben bana vereceğiniz paranın 10 katını size kazandıramıyorsam benimle çalışmayın.” derim. Mesela diyelim Veliaht Koçluğu yapıyorum, biliyorum ki o insanın oğlu veya kızı benimle çalıştığı zaman hayatında hakikaten 5-10 sene erkenden öğrenecek bazı şeyleri ve tabi ki sonra bana verdikleri hiçbir şey olacak o kazancın yanında. Net olarak o kadar çok kazanacaklar. Böyle birinin size maliyeti de 0’dır. Bir danışmana ne kadar ödeyebilirsiniz ki maksimum? Cironuzu 2’ye katlar, hiçbir şey olur bir anda. Bir fikri, bir düşüncesi cironuzu 2’ye hatta 3’e katlayabilir. Hiç düşünememiştim bunu dersiniz, bakmamıştım o açıdan. Size bunu dedirtecek insanlarla çalışın! “Bu insan gerçekten haklı, işte buymuş ya” dedirtebilen insanlarla… Bu insanın size hiçbir maliyeti olmaz. Bu sizin için maliyet değil kazançtır.

Ben genel olarak hayatta çok ucuz bir insanla çalışmam çünkü ucuz bir insan kendine ne katabilir ki? Ucuz derken sadece para olarak söylemiyorum bunu. Ucuz olmayan bir insan sürekli kendine bir şeyler katma imkanına sahiptir. Bunların hepsini üst üste koyduğunuz zaman, düşünün mesela teknolojiye, ARGE’ye yatırım yapıyorsunuz bir taraftan, pazarlamanız satışınız kuvvetli diğer bir yandan, piyasada markanız büyüyor, insanlar sizi tanımaya başlıyor ve eğer hedefiniz en iyi olmak ise zaten yükseliyorsunuz. İşte tam o noktada o güçlü danışmanlar size yardımcı olacaklar. Başınızın üstündeki cam tavanı kaldıracaklar. Böyle insanlar zaten ucuz insanlar değildir, baktığınız zaman 0’dır size maliyeti. Ne danışmanlar var kendilerini geliştiren, dağcılık yapan, dünyanın çeşitli ilginç yerlerini gezen, kendine hobiler edinen, durmadan öğrenen. İşte böyle danışmanlarla çalışır iseniz bunun size maliyeti 0’dır.

Aile Şirketleri için Veliaht Eğitimi (İş’te Hayat Makale)

Türkiye’de aile şirketleri son yıllarda devamlılığın önemini benim çocukluğumda gördüğümden çok daha önemser oldu. Bunu çalıştığım firmaların ötesinde, bir Veliaht Koçu ile çalışmaya şimdilik başlamayı düşünmeyen firmalarda dahi görüyorum. Belki öncelik sıralamalarında sonraki nesilleri iş hayatına, daha doğrusu şirketlerin üst düzeylerine hazırlama üst sıralarda değil, fakat bunun önemine varmış olduklarını söyleyebilirim.

Benim iş hayatımın ilk yıllarında bizim şirketimiz kurumsallaşma adına Adana’nın nispeten önde gelen şirketlerinden olduğundan bazı genç ve daha küçük firmaların patronları, çocuklarını bizimkisi gibi firmalara gönderirlerdi. Bizim fabrikamızda benim yakınımda olan gençlerin aileleri genelde benim büyüklerimin tanıdıkları ya da mal/hizmet aldığımız firmalar veya müşterilerimizdi. “Orhan bizim çocuk okuldan geldi. Senin oraya bir iki sene gelsin de biraz iş öğrensin.” derlerdi. Ben yapım gereği bu gençleri sahiplenir, onların elinden tutardım. Ne biliyorsam aktarmaktan büyük zevk alırdım. Şimdi düşünüyorum da bunlar gerçekten az çok vizyon sahibi insanlarmış.

Şimdilerde ise bu iş başlı başına bir meslek ve aile şirketlerinin devamlılığı için önemli bir hizmet haline geldi. Bu aileleri ve bu gençlerin ebeveynlerini bu noktada bir iki konuda bilgilendirmek isterim. Çok net ve sade olarak aile şirketlerindeki gençlerin iş hayatında üst makamlara hazırlanması olayına iki evreden bakmak istiyorum. Gencin iş hayatına atılmasının öncesi ve sonrası.

İlk olarak bırakın o gencin aile işinin başına geçmesini, dışarıda bambaşka bir iş yapacaksa dahi, öncelikle iyi bir eğitim alması gerekiyor. Burada eğitim demek yurtdışında pahalı bir üniversite eğitimi demek değil. Bunun bir artısı yok mudur? Vardır elbet ama hem şart değil hem de tek ve en iyi yöntem bu değil. Buradaki asıl eğitim anne ve babanın bu çocuğa aile içinde vereceği eğitimdir. Aileler, genellikle de patron olan babalarda görüyoruz bu eğilimi; işlerin yoğun olmasını bahane ederek çocuklarının neredeyse tüm yükünü tek başına annelere bırakıyorlar. Şunu unutmamak gerekir ki insan gördüğünü taklit ederek öğrenir. Hayatının ilk yıllarında kendilerine güzel huyları ve alışkanlıkları ile hem anneyi hem de babayı dengeli biçimde örnek alacaklardır. Beraber geçirilecek akşamlar, hafta sonları, yaz tatilleri, bayramlar, etkinlikler çocuğa çok şey öğretecektir. Bu zamanlarda çocukların ilk yıllarında öğrenmeleri gereken küçük bilgileri kulaklarına fısıldayacak olan kişi anne/baba olmalıdır.

Bunun yanında gençliğe adım atarken bu geleceğin patronlarına hem sanat hem de spor içerisinden güzel hobiler, alışkanlıklar edindirmek gerekir. Neticede sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Eski Yunanistan’da Gymnasium denen alanlarda spor ve felsefenin birlikte yapılıyor olması bize bu insanların beden kadar da akıl sağlığına verdikleri önemi göstermektedir. Öyle ki, o zamanlarda bedenin veya aklın birinden yoksun olarak tek başına geliştirilmeye çalışılması büyük eksiklik sayılırdı.

Bu dönemlerde çocukların başka bir takım kültürel faaliyetlerinin ve o yaşlara göre girecekleri arkadaş ağlarının ve çeşitli başka toplulukların (network) ailenin tam kontrolünde değilse bile gözetiminde olması kişisel gelişim açısından çok önemlidir. Bütün bunlarla beraber çocuğun yanında yetiştiği ailenin kitap okuduğu bir ortam olmasının öneminden bahsetmeye bile sanırım pek gerek yok. 

Eğer bunları az çok sağladıysak ve bu genç güzel de bir üniversite eğitimi aldı ise gelelim ikinci evreye, yani çocuğun ailenin işinde çalışmaya başlaması faslına. Burada birincil önemli olay, söz konusu gencin ailenin işinde çalışmaya başlamadan önce kesinlikle kendi başvurup bulduğu bir işte bir iki sene çalışmasıdır. Şimdi dahi bunun çok zaman atlandığını görüyorum. Ya da en fazla 3-5 ay dışarıda çalışan genç hemen aile işine alınıyor. Burada kilit kavram bence kendini ispat meselesi. Kişi önce dışarıda bir işte çalışmalı ve mümkünse çalıştığı yerde bir yükselme yapmalı ya da bir proje tamamlamalıdır (veya tamamlanan bir projenin bir parçası olmalıdır).

Bundan sonra kişinin ailesinin şirketinde bilgi ve becerilerine göre bir pozisyondan başlaması uygundur. Bu noktada gördüğüm hata ya bu gence süpürge verip olmayacak bir iş yaptırılması ya da bir anda şirkette bir müdürlük, genel müdürlük verilmesi oluyor. Ben şahsen bunlara karşıyım. Böyle bir genç dışarıda nasıl bir pozisyonda iş bulacak ise, ya da şirket bu vasıflarda bir genci hangi pozisyondan iş yerinde başlatacak ise, bu genç de ailesinin şirketinde aynı pozisyondan başlamalıdır.

Bu noktadan sonrasında tabi biz profesyonellerin uyguladıkları ve bu yazı ile özetlenmeyecek pek çok yöntem ve teknik var. Ama bu işi kendisi üstlenmek isteyen ailelere şunu söyleyerek tamamlamak istiyorum ki bu aşamadan sonra o gencin büyüğü olan o patrona düşen görev büyük bir sabır ile yol göstermektir. Unutmamak gerekir ki iş hayatının başlarında gençler ile üst düzey yöneticiler arasında bilgi ve tecrübe olarak dağlar vardır. Bütün bu dağların birkaç ay ya da bir iki senede bir anda aşılması beklenmemelidir.

Tunç Vidinli

Veliaht Koçu

Büyüklerin Tecrübesi, Gençlerin Dinamizmi