Girişimci Adayının Rehberi

Kirpi Tilki Karşısında

İş hayatında yaklaşık bir 15 sene geçirdiğinizi farz edin. Üniversiteden mezun olmuşsunuz. Artık tecrübelisiniz. Yani tecübesiz değilsiniz artık. Güzel yerlerde çalışmışsınız ve artık kendi işimi yapma vakti yavaş yavaş geldi diyorsunuz. Yani artık girişimciliğe adım atmayı planlıyorsunuz. İşte o anda girişimci olarak bir rehbere ihtiyacınız var gibi duruyor.

Deli Sorular

Bu noktada ne yapmak gerekiyor peki. Ben ne biliyorum ki ne vereyim? Nasıl para kazanayım? Aklınızda çeşitli sorular var. İyi haber, her şeyi bilmek zorunda değilsiniz. Her şeyden anlayıp muhteşem ve kusursuz olmak zorunda değilsiniz. Tek yapmanız gereken şey bir şeyden çok iyi anlamak. Bu bir mal veya hizmet olabilir. Üretiminden, üretmeyecekseniz tedariğinden (belki ithalat) ve satışından çok iyi anlamanız gerekiyor.

Tabi ki bunun yanındaki başka bir takım faktörlerden de biraz anlamalısınız. Belki zaman içerisinde markalaşmayı düşüneceksiniz. (Kim bilir, belki kazandığınız para için bir para sayma makinesi almanız gerekecek.) İşte bu gibi düşüncelere daha sonra girersiniz. Öncelikle bir işten çok iyi anlamanız gerekiyor. Bakın dünyanın en büyük yatırımcılarına. Onların girişimci olarak rehberleri ne ile dolu sizce? Örneğin Warren Buffet , her bir iş dalına girmez ve önüne gelen her işe atlamaz. Zaten bir prensibi vardır ki daha önce size anlatmıştım prensibini lütfen bir dönün bakın eski içeriklerime. Warren Buffet diyor ki “Ben her iş dalına girmiyorum, ben anlayabildiğim bir işe giriyorum.” Yani dünyanın en büyük yatırımcısı dahi her şeyden çok iyi anlak zorunda değilim diyorsa siz de her şeyden anlamak zorunda değilsiniz. Ne var ki bir şeyin hem üretiminden, satışından ve piyasasından çok iyi anlamalısınız.

Hayattan Bir Örnek

Girişimci adaylarına rehber olması açısından hayattan gerçek bir hikaye vermek istiyorum. Benim yiyecek-içecek sektöründe bir müşterim var. Beyefendi güzel noktalara gelmiş. İstanbul’un, hatta Türkiye’nin en iyilerindendir. İş hayatının ilk zamanlarında şu anda yaptığı işin sektöründe kurumsal bir firmada çalışıyormuş. Oradan bir şeyler öğrenmiş. Daha sonra bu endüstride şöyle bir açık var ve ben bu açığı değerlendirmeliyim diye düşünüp bir arkadaşıyla beraber bir işe girmiş. İlk başta al-sat yaparak çalışmışlar. Bir zaman sonra büyümüş ve ilerleyip gitmişler. Ne kadar sade bir hikaye değil mi? Bakın, hep girişimciliği ya da iş kurmayı çok detaylı bir süreç ve çok engin bilgi gerektiren bir olay olarak alırız. Bu anlattığım hikaye gibi yüzlerce örnek biliyorum. Emin olun gördüğünüz pek çok girift organizasyonun arkasında bu kadar basit bir hikaye var.

Her şeyden anlamak zorunda değilsiniz. Jim Collins’in İyiden Mükemmel Şirkete (Good to Great) adlı kitabını bilmeyeniniz yoktur sanıyorum. Bilmiyorsanız da okuyun lütfen. Kitapta şöyle söylüyor: Tilki envai çeşit numaralar bilir. Düşmanını alt etmek için bir sürü numara uygular. Ama kirpi sadece bir şey bilir. Top şekline bürünür ve dikenlerini çıkarır. Bu bildiği tek numara tilkiyi kirpiden korur.

Yani bir şey bilmeniz gerekiyor her şeyi bilmeniz gerekmiyor. Tabi ki o bildiğiniz şeyin hem satışını hem de üretimini ya da satın alma kısmını bilmelisiniz. Hangi malın nereden alındığını, mal ya da hizmetin nasıl işlendiğini, onun nasıl piyasaya sunulduğunu en minimal şartlarda bilmelisiniz; bu bir. İkincisi ben bu ürünü ya da hizmeti kime, nasıl satarım ve sattığım zaman arkası gelir mi, böyle bir piyasa var mı diye düşünmelisiniz. Bir insana bir malı bir defa satmak o işin olduğu ve satabildiğiniz anlamına gelmiyor. Ondan sonra ben bu işi tekrar başkalarına da satabilir miyim diye de düşünmeniz gerekiyor.

Hatta size bir şey söyleyeyim. Yaptığınız işi başkaları da yapıyor olabilir ama emin olun her iş insanı o aynı işi dahi farklı yapar. Hiç bir iki rakip tam olarak birbirleri ile birebir aynı şekilde çalışmaz. Aralarında çok ufak farklar vardır. İşte bu çok ufak farklar onların her ikisinin de başarılı olmalarını sağlar.

Duvardaki yarığı bulmanız gerekiyor.

Başarı Duvardaki Yarıktan Geçiyor

Ben genelde bunu bir duvar örneği ile anlatırım. Düşünün ki önünüzde aşmanız gereken bir duvar var. Duvarın arkasına geçmeniz gerekiyor. Duvarda birtakım delikler var. Mesela deliklerden biri “arama motoru”. O kocaman delikten geçeyim dediniz ama bir şey zaten tıkamış o duvarı. Google yazıyor o deliğin üstünde. Onun yanında Bing ve Yandex var. Ya da “sosyal medya” diye bir delik var. O sosyal medya deliğinde de geçmenizi engelleyen başka şirketler var. Geçebileceğiniz deliklerin hepsi tıkalı. Fakat bir bakıyorsunuz duvarın içerisinde, incecik kılcal damarlar gibi yarıklar var. O aradan şu anda geçemezsiniz ama kazımaya başlayabilirsiniz. Kazıdıkça elinize gelir ve genişler o damarlar. Zamanla birer deliğe dönüşür. İşte o kazımaya başladığınız incecik yarık, sizin bildiğiniz iştir. O işi sadece siz biliyorsunuz. Daha doğrusu sizin bildiğiniz şekli ile sadece siz yapabilirsiniz. Belki aynı işi yapanlar var ama sizin yapacağınız gibi yapmıyorlar.

Mesela sosyal medya denilince ilk ICQ’yu bildik. Bazılarınız belki hatırlayacaktır. Sonra Facebook çıktı, daha sonra da Twitter. Hepsi sosyal medya platformları ama farklı çalışıyorlar, değil mi? Mesela Twitter sadece bir şey yaparak başladı, 140 karakter kullanarak bir şeyler yazmak. Siz de işiniz için her şeyi bilmek zorunda değilsiniz ama bir şeyi çok iyi bilmek zorundasınız. Eğer o bir şeyi çok iyi biliyorsanız o şeyin içinden geçer gidersiniz. Artık bir girişimci adayı olarak rehberinizin belki de ilk sayfasında ne yazdığını biliyorsunuz.

Bu konu ilginizi çekiyorsa bir girişimcide bulunması gereken özelliklerden bahsettiğim yazımı da okumanızı tavsiye ederim.