Aile Şirketleri için Veliaht Eğitimi

Türkiye’de aile şirketleri son yıllarda devamlılığın önemini benim çocukluğumda gördüğümden çok daha önemser oldu. Bunu çalıştığım firmaların ötesinde, bir Veliaht Koçu ile çalışmaya şimdilik başlamayı düşünmeyen firmalarda dahi görüyorum. Belki öncelik sıralamalarında sonraki nesilleri iş hayatına, daha doğrusu şirketlerin üst düzeylerine hazırlama üst sıralarda değil, fakat bunun önemine varmış olduklarını söyleyebilirim.

Benim iş hayatımın ilk yıllarında bizim şirketimiz kurumsallaşma adına Adana’nın nispeten önde gelen şirketlerinden olduğundan bazı genç ve daha küçük firmaların patronları, çocuklarını bizimkisi gibi firmalara gönderirlerdi. Bizim fabrikamızda benim yakınımda olan gençlerin aileleri genelde benim büyüklerimin tanıdıkları ya da mal/hizmet aldığımız firmalar veya müşterilerimizdi. “Orhan bizim çocuk okuldan geldi. Senin oraya bir iki sene gelsin de biraz iş öğrensin.” derlerdi. Ben yapım gereği bu gençleri sahiplenir, onların elinden tutardım. Ne biliyorsam aktarmaktan büyük zevk alırdım. Şimdi düşünüyorum da bunlar gerçekten az çok vizyon sahibi insanlarmış.

Şimdilerde ise bu iş başlı başına bir meslek ve aile şirketlerinin devamlılığı için önemli bir hizmet haline geldi. Bu aileleri ve bu gençlerin ebeveynlerini bu noktada bir iki konuda bilgilendirmek isterim. Çok net ve sade olarak aile şirketlerindeki gençlerin iş hayatında üst makamlara hazırlanması olayına iki evreden bakmak istiyorum. Gencin iş hayatına atılmasının öncesi ve sonrası.

İlk olarak bırakın o gencin aile işinin başına geçmesini, dışarıda bambaşka bir iş yapacaksa dahi, öncelikle iyi bir eğitim alması gerekiyor. Burada eğitim demek yurtdışında pahalı bir üniversite eğitimi demek değil. İsimli bir üniversite eğitiminin bir artısı yok mudur? Vardır elbet ama hem şart değil hem de tek ve en iyi yöntem bu değil. Buradaki asıl eğitim anne ve babanın bu çocuğa aile içinde vereceği eğitimdir. Aileler, genellikle de patron olan babalarda görüyoruz bu eğilimi; işlerin yoğun olmasını bahane ederek çocuklarının neredeyse tüm yükünü tek başına annelere bırakıyorlar. Şunu unutmamak gerekir ki insan gördüğünü taklit ederek öğrenir. Hayatının ilk yıllarında kendilerine güzel huyları ve alışkanlıkları ile hem anneyi hem de babayı dengeli biçimde örnek alacaklardır. Beraber geçirilecek akşamlar, hafta sonları, yaz tatilleri, bayramlar, etkinlikler çocuğa çok şey öğretecektir. Bu zamanlarda çocukların ilk yıllarında öğrenmeleri gereken küçük bilgileri kulaklarına fısıldayacak olan kişi anne/baba olmalıdır.

Bunun yanında gençliğe adım atarken bu geleceğin patronlarına hem sanat hem de spor içerisinden güzel hobiler, alışkanlıklar edindirmek gerekir. Neticede sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Eski Yunanistan’da Gymnasium denen alanlarda spor ve felsefenin birlikte yapılıyor olması bize bu insanların beden kadar da akıl sağlığına verdikleri önemi göstermektedir. Öyle ki, o zamanlarda bedenin veya aklın birinden yoksun olarak tek başına geliştirilmeye çalışılması büyük eksiklik sayılırdı.

Bu dönemlerde çocukların başka bir takım kültürel faaliyetlerinin ve o yaşlara göre girecekleri arkadaş ağlarının ve çeşitli başka toplulukların (network) ailenin tam kontrolünde değilse bile gözetiminde olması kişisel gelişim açısından çok önemlidir. Bütün bunlarla beraber çocuğun yanında yetiştiği ailenin kitap okuduğu bir ortam olmasının öneminden bahsetmeye bile sanırım pek gerek yok. 

Eğer bunları az çok sağladıysak ve bu genç güzel de bir üniversite eğitimi aldı ise gelelim ikinci evreye, yani çocuğun ailenin işinde çalışmaya başlaması faslına. Burada birincil önemli olay, söz konusu gencin ailenin işinde çalışmaya başlamadan önce kesinlikle kendi başvurup bulduğu bir işte bir iki sene çalışmasıdır. Şimdi dahi bunun çok zaman atlandığını görüyorum. Ya da en fazla 3-5 ay dışarıda çalışan genç hemen aile işine alınıyor. Burada kilit kavram bence kendini ispat meselesi. Kişi önce dışarıda bir işte çalışmalı ve mümkünse çalıştığı yerde bir yükselme yapmalı ya da bir proje tamamlamalıdır (veya tamamlanan bir projenin bir parçası olmalıdır).

Bundan sonra kişinin ailesinin şirketinde bilgi ve becerilerine göre bir pozisyondan başlaması uygundur. Bu noktada gördüğüm hata ya bu gence süpürge verip olmayacak bir iş yaptırılması ya da bir anda şirkette bir müdürlük, genel müdürlük verilmesi oluyor. Ben şahsen bunlara karşıyım. Böyle bir genç dışarıda nasıl bir pozisyonda iş bulacak ise, ya da şirket bu vasıflarda bir genci hangi pozisyondan iş yerinde başlatacak ise, bu genç de ailesinin şirketinde aynı pozisyondan başlamalıdır.

Bu noktadan sonrasında tabi biz profesyonellerin uyguladıkları ve bu yazı ile özetlenmeyecek pek çok yöntem ve teknik var. Ama bu işi kendisi üstlenmek isteyen ailelere şunu söyleyerek tamamlamak istiyorum ki bu aşamadan sonra o gencin büyüğü olan o patrona düşen görev büyük bir sabır ile yol göstermektir. Unutmamak gerekir ki iş hayatının başlarında gençler ile üst düzey yöneticiler arasında bilgi ve tecrübe olarak dağlar vardır. Bütün bu dağların birkaç ay ya da bir iki senede bir anda aşılması beklenmemelidir.

Tunç Vidinli

Veliaht Koçu

 

Veliaht yetiştirmek üzerine ücretsiz bir eğitim için lütfen tıklayın.

Zor Zamanlar Neyi Gerektirir?

Albert Einstin

Delilik tekrar tekrar aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemektir demiş Albert Einstein. Zor zamanlar zor kararları, ekstra kararları gerektirir. Böyle zamanlarda pek de hoşlanmadığınız, belki yapmaktan rahatsız olduğunuz şeyleri yapmanız gerekebilir. Kriz denilen kavramın sınırları farklı ekonomistlerce farklı çizilmişse de önemli olan ekonomide bir krizin olup olmadığı değil, sizin bunu kendi şirketinizde yada içinde bulunduğunuz endüstride hissedip hissedemediğinizdir. Eğer ne olduğunu finanssal tablolara bakarak görmeseniz yada göremeseniz dahi belki de durumu önsezileriniz ile hissediyorsanız bile belki de tehlike çanlarının sesinin uzaktan geldiği bir krizi fırsata çevirmek elinizdedir. Tehditleri fırsata çevirmek ise tam anlamıyla düşünce yapınızı değiştirmeniz anlamına gelir. Ben buna bazen beynimizdeki inovasyon diyorum.

Malumunuz ki dünya ve dahi iş dünyası sürprizlerle dolu. Sizin şirketiniz zor durumda olmayabilir ama yine de böyle zamanlarda bir takım önlemler almak gerekir. İşte bu önlemlere krizi fırsata çevirmek diyelim. Aşağıda her aklı selim şirket yöneticisinin aklında bulundurması gereken temel taşlarını anlatacağım. General Motors, American Airlines, IBM, Chrystler, Lego gibi firmaların hikayelerini incelerseniz bir iki tanesinden sonra ben bu filmi görmüştüm demekten kendinizi alamayacaksınız.

Öncelikle bu şirketlerin hepsinin başında böyle dönemlerde çok sıkı yöneticiler görürsünüz. IBM’in Watson ailesinden sonra gördüğü en büyük yöneticisi Louis Gerstner ya da Ford’un meşhur otomobili Mustang’in fikir babası ve sonra Chrystler’i uçurumdan çevirmeyi başarabilen efsanevi Lee Iacocca’yı unutabilmek mümkün mü? Tabi ki dünya çapında bir efsane olunmasa da böylesine sıkı bir lider olmak için “ben lider olacağım” demek yetenez. Bu insanlar o noktaya gelene kadar kendilerini çok güçlü yetiştirmişlerdir. O yüzden eğer engin denizlerdeki fırtınaları aşmak isteyen bir kaptansanız, öncelikle kendinizi çok güçlü yetiştirmeniz gerekiyor. Yıllardır sahip olduğunuz düşünüş biçimi sizi yolculuğun bu durağından sonrasına sizi taşımayacaktır. Böyle bir yönetici olmanın ne demek olduğunu Jim Collins’in 5nci Düzey Liderlik tanımında bulabilirsiniz.

Böyle zamanlarda hızla atılması gereken iki başlık vardır. Unutmayın hız iş hayatında böyle dönemlerde en çok ihtiyaç duyacağınız yeteneğiniz olacaktır. Bu iki başlık da bunda ne var, herkes bunu bilir diyeceğiniz gibi masrafları düşürmek ve satışları artırmaktır. Bu iki kavram sizlere çok sıradanmış gibi gelse de masraf azaltma hareketi yutulması gereken acı ilaç gibidir. Bu noktada asıl hoşunuza gitmeyecek şeyleri yapmak zorundasınız. Bu aşamada ilk ihtiyacınız olan sağlam bir finanssal analiz yöntemi. Bu yöntemin nasıl bir görüntü sergilediği her şirketin büyüklüğüne göre değişebilir. Eğer küçük bir ofiste çalışan ve iki üç kişiden oluşan bir firma iseniz bunu ön muhasebecinizin yardımı ile siz yapmak zorundasınız yada varsa finans direktörünüzün yardımını almaya ihtiyacınız olacaktır. Satışını yaptığınız her türlü üretim yada ticari malın hesabını tek tek açın. Bakın bakalım bunların size gerçek maliyeti nedir. Aradığınız şey enerjinizi en fazla tüketen fakat getirisi en az olanlarıdır. Çoğu zaman yıllar içerisinde işler geliştikçe kazandığınız paranın rahatlığı ile açılmaya başlarsınız. Farkında olmasanız da uğraştığınız bazı ürün yada hizmetler resmen enerji ve kaynaklarınızı sömüren bir fanteziye dönüşür. Bunları çocuğunuz gibi görmeye dahi başlasanız da bunlara veda etmenin zamanı gelmiştir. Böylesine zor dönemlerde en son ihtiyacınız olacak şey maddi ve beşeri kaynaklarınızın sömürülmesidir. Bunlar bir ürün değil, bir aktivite de olabilir. Belki karmaşık bir pazarlama ya da işe yaramaz bir yönetim sistemi olabilir. Fakat bunu yapması benim söylediğim gibi basit değildir. İnanın bana dışarıdan bakan bir göz sizin göremediğiniz şeyleri görecektir. Bunu da mı, bari bu kalsın diye sormanızı sağlayacak masraflardan bahsediyorum. Bir gemi batarken insanlar canlarını kurtarma pahasına o an yanlarında taşıdıkları en değerli eşyalarını dahi düşünmezler. Belki sizin için de silkinmenin zamanı gelmiştir.

Atmamız gereken ikinci başlık da satış. İşte bu nokta sizi fırtınada batması muhtemel diğer gemilerden ayıracak olan kritik bir noktadır. Öncelikle şunu analiz edin, potansiyeliniz kadar satabiliyor musunuz? Eğer cevabınız hayır ise bu iyi bir şeydir. Zira bu, daha fazla satış yapabileceğiniz anlamına gelir. Şunu unutmayın ki piyasada tek değilsiniz ve piyasadan yakın zamanda çekilecekler olacaktır. Sonuçta şirketinizin kişisel satış performansı kadar bir de endüstrinin toplam pastasından ne kadar büyük bir dilim aldığınız da var. Böyle dönemlerde vazgeçtiğiniz maliyetlerinize satış kaynaklarını da eklemeyi düşünüyorsanız tekrar düşünün. Eğer bir şeyden vazgeçmeniz gerektiğini fark ederseniz muhtemelen bu satış ekibi yada size birincil öncelikli iş getiren pazarlama faaliyetleri değil, satış ve pazarlama kaynaklarınızdan gereksiz yere paya alan ürün yada hizmetleriniz olabilir. A ürününü tutup B ürününün satış ve pazarlamasına son vermeniz satış ve pazarlama kaynaklarınızı kısıtlamanız ile aynı şey değildir. 20-80 kuralını unutmayın. Faaliyetlerinizin %20’si gelirinizin %80’ini sağlıyor olabilir. İşte bu düşünceden hareketle bakın bakalım nerede enerjinizin %80’ini hortumlayıp gelirinizin sadece %20’sine katkı sağlayan bir ürün yada hizmet var.

Kısa vadede bu iki noktaya akıllıca yaklaşmak ve hızla karar verip hareket etmek öncelikle beyninizde bir inovasyon yapmanızı gerektirir. Bu iki nokta çok da bilinmedik konular olmayabilir fakat burada asıl göz ardı edilen şey bunları uygulamada geç kalınmasıdır. Bu gecikmenin sebebi ya acı ilacı yutmaya yanaşmama ya da sorunun kaynağını görememedir. Olumlu ekonomik şartlar altında gemisini su üstünde yüzdüremeyen şirketler gibi en çetin fırtınalara göğüs gerebilen ve kriz dönelerini rahat atlatmayı başaran şirketler vardır. Bu hatalara düşmemenin en önemli yolu da her şeyden önce değişime açık olmanız ve inovasyona kendi bakış açınızı değiştirerek başlamanızdır. Einstein’ın dediği gibi delilik tekrar tekrar aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemektir.

Aile Şirketleri Hukuk ve İktisat Araştırmaları (Dr. Fatih Aydoğan)

Dr. Fatih Aydoğan’ın LinkedIn’deki “Aile Şirketleri Hukuk ve İktisat Araştırmaları- Family Held Businesses-Law and Economics” grubuna davet için yazdığı yazıyı bu konuya ilgi duyanların okuması gerektiğine inanıyorum. Kendisinin de izni ile yazıyı aşağıda bilginize sunmak istiyorum.

Aile Şirketleri Hukuk ve İktisat Araştırmaları

Günümüz dünyasında iktisadî faaliyetlerin önemli bir kısmını şirketler yürütmektedir. Şirket türleri içinde en çok tercih edilenler de anonim ve limited şirketlerdir. Şirketlerin bazıları çok ortaklıdır; bazılarında ise az sayıda ortak bulunmaktadır. Bir çok şirkette ortaklar, yöneticiler ya da çalışanlar belirli bir aileye mensup kişilerden oluşmaktadır (aile şirketleri).

Aile şirketlerinde ortaklar ya da yöneticiler hem özel hayatlarında, aile ilişkilerinde bir araya gelmekte, özel bir hukuka sahip olmakta, sevinç ve hüznü paylaşmakta hem de şirket işleri dolayısıyla sıkı bir temas halinde bulunmaktadır.

Aile şirketleri dışında -istisnalar bir yana bırakılırsa- belirli kişilerle ya sadece iş ilişkisi ya da sadece aile ilişkisi kurulmaktadır. Aile şirketlerinde ise aile ilişkilerinde kardeş, anne-baba, amca, yeğen ilişkisi içine olan ve aile hayatı içinde yoğun bir iletişim halinde olan kişiler bu defa iş ilişkisinde paysahibi, yönetim kurulu üyesi, müdür, yönetici, şirket çalışanı gibi sıfatlarla birbirleri ile muhatap olmaktadır.

Aile ilişkileri içinde birbirlerinin istek ve taleplerini herhangi bir karşılık hesabı yapmadan kabul eden ve karşılayan kişiler şirket ilişkilerinde farklı bir yaklaşım benimsemektedir. Aile ilişkilerinde oğlunun, kızının ya da kardeşinin her şeye layık olduğunu düşünen, daha hissî hareket eden kişiler şirket ilişkilerinde daha akılcı ve hesaplı davranmaya meyillidir.

Diğer şirketlerde bile çoğunluk-azınlık arasında ihtilaf çıkmakta, ortaklar birbirlerine ya da şirkete çeşitli davalar açmaktadır. Aile şirketlerinde ihtilaf yaşanması ihtimali daha yüksektir. Hatta aile şirketlerinde ihtilaf yaşanmasının kaçınılmaz olduğu bile söylenebilir . Özellikle genç aile üyelerinin şirket işlerine ilgi göstermesi, yeni çekirdek ailelerin oluşması, çekirdek aile üyelerinin, amca gibi aile üyelerine yabancılaşması, aileye yeni giren üyelerin (gelin, damat) farklı bakış açıları, beklentilerin yönetilememesi, gerekli iletişimin hiç olmaması ya da sağlıksız yürütülmesi, ailenin kıdemli üyeleriyle genç üyeleri arasındaki nesil farklılığı nedeniyle şirket işlerinde de sorunlarla karşılaşılmaktadır.

Çoğu zaman sorunların başlangıcı “kötü niyet”li tasavvur ya da amaçlardan kaynaklanmamakta şirket işleriyle ilgili görüş ayrılıklarından doğmaktadır. Görüş ayrılıkları zamanla derinleşmekte ve aile üyelerinin birbirinden uzaklaşmasına, hasmâne tutumlara evrilmektedir. Aile içinde yaşanan sorunlar şirket ilişkilerini, şirkette yaşanan sorunlar aile ilişkilerini zedeleyerek zincirleme bir etki doğurmaktadır.

Bir defa ihtilaf çıktığında, genellikle azınlık konumunda olan pay sahibi aile üyeleri; şirketin haklı sebeple feshi, yöneticilere karşı sorumluluk, şirket yönetimi için kayyım atanması, genel kurul toplantısında alınan kararların iptali, özel denetçi atanması, bilgi alma hakkının kullanılması, kâr payının ödenmesi davaları, mirasa ilişkin davalar, şahsî husumetten doğan şikayetler ve davalar, duruma göre iş hukukuna ilişkin davalar olmak üzere çok çeşitli ve sayıda karşılıklı davalar açılmaktadır.

Bu dava sürecinde ise şirket yıpranmakta, şirket yönetici ve çalışanları kendileri için istikbal görmedikleri pay sahipleri kavgalı şirketten ayrılmanın yollarını aramakta, şirket alacaklıları endişelenmekte, vadeli hammadde alımları zorlaşmakta, bankalar yeni kredi kullandırmamakta ya da mevcut krediyi tahsil etmenin yollarını aramaktadır. Şirket faaliyetlerinin daha iyi yürütülmesi ve geliştirilmesi için harcanacak emek, mesai, parasal kaynak dava sürecinde mevcudun paylaşılmasına tahsis edilmekte ciddî kaynak israfı olmaktadır.

Sürecin sonunda bir değer olan şirketler ekonomik olarak ve/veya hukuken sona ermektedir. Şirketlerin verimli bir şekilde faaliyette bulunmasında, faaliyetlerini devam ettirmesinde menfaati olanlar sadece pay sahipleri ve aile üyeleri değildir. Pay sahipleri yanında şirket çalışanlarının, yöneticilerin, alacaklıların, şirkete mal ya da hizmet sağlayanların, şirketten mal ya da hizmet tedarik edenlerin, vergi ve istihdama bağlı olarak devletin ve toplumun da şirketin hayatını devam ettirmesinde menfaati bulunmaktadır.

Bu denli öneme sahip aile şirketleri bakımından; şirket ilişkileri ile aile ilişkileri arasındaki dengenin sağlanması, aile üyeleri arasında sağlıklı bir ilişkinin tesisi, suiistimale açık olmayan bir düzenin kurulması, ileride ihtilafa sebep olması muhtemel hususların tespit edilerek gerekli hazırlıkların yapılması, aile üyelerinin beklentilerinin tespit edilerek yönetilmesi, farklı yaklaşımlara saygı duyulacak bir ortamın oluşturulması, ihtiyaç duyulan hukukî ve malî danışmanlığa müracaat edilmesi, şirket esas sözleşmesinin bazı aile üyelerinin tabiri caizse açgözlülükten kaynaklanabilecek teşebbüslerine müsaade etmeyecek şekilde düzenlenmesi, diğer bazı aile üyelerinin macera sayılabilecek girişimlerini engelleyici hukukî düzenlemelerin yapılması, pay sahipleri arasında hissedarlar sözleşmesi ya da aile anayasası ismiyle sözleşmelerin hazırlanıp imzalanması son derece mühim ve gereklidir.

İhtilaf çıktığında da uzlaşma yaklaşımı devam ettirilmeli, ihtilaf, bir kriz yönetimi olarak ele alınıp gerekli özen gösterilerek yönetilmeli, şirket ihtilafa kurban edilmemeli, malî paylaşımlar sağlanmakla beraber şirketin bir şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmalıdır.

Bu kapsamda; aile şirketlerinin verimli bir şekilde faaliyette bulunabilmesi için gerekli ortamın oluşturulması, buna ilişkin tavsiyelerde bulunulması, sağlıklı iletişimin tesis edilmesi için gerekenlerin tespit edilmesi, ihtilaf doğurabilecek alanların önceden tespit edilerek önleyici tedbirlerin ortaya konulması, pay sahibi aile üyeleri arasındaki ilişkilerin hukuken düzenlenmesi, ihtiyaca cevap verebilecek –hissedarlar sözleşmesi- dâhil hukuk metinlerinin içeriğinin tespit edilmesi ve önerilmesi, rehberlik faaliyetinin çerçevesinin belirlenmesi, ihtilaf halinde kriz yönetiminde dikkat edilecek hususların tespit edilmesi elzemdir.

Bu alanda çalışmalarda bulunacak uzmanlara, hukukçulara (avukat, akademisyen), araştırmacılara, araştırma merkezlerine, enstitülere ihtiyaç vardır. Konuyla ilgilenen herkesi Aile Şirketleri Hukuk ve İktisat Araştırmaları grubuna davet ediyoruz.

Dr. Fatih Aydoğan

Aile şirketleri: Güven ve Yeteneği Birbirinden Ayırın

Kalabalık bir aile

Aile şirketleri kuruluş aşamasında insan kaynağı denince ilk olarak en yakınlarına bakarlar. Yani diyelim bir şirket kurdunuz ve en azından iki üç yardımcıya ihtiyacınız var. Ne yaparsınız? Güven açısından ilk olarak en yakın akraba yada dostlarınızı düşünürsünüz. Bundan doğal bir şey yok. Zaten şirket bir kaç sene sonra büyüdüğünde artık etrafınızdan eleman bulamaz hale geleceksiniz, ne kadar kalabalık bir aileniz olursa olsun.

İlk zamanlarda şirketin vizyonu sizin vizyonunuz olacaktır. Bu da çok doğal bir şey. Malum işinizi üzerine kurduğunuz fikir ve/veya buluş size aittir. İşi de en iyi siz sahipleneceğinize göre şirketin nereye gitmesi gerektiğine de sizin karar vermeniz gayet doğaldır. Bu durumda da ihtiyacınız olan sizin vizyonunuzu gerçekleştirecek, sizinle omuz omuza çarpışacak insanlar. Bu aşamada beraber çalıştığınız bir avuç insana paranızı emanet edersiniz. Bu insanlar yeri gelir tahsilat yaparlar, yeri gelir şirket için maddi değeri büyük malzemeleri, malları veya araçları kullanır, taşır, saklar, korurular. Diyelim hassas malzemeleri de içeren bir hizmet işi yapıyorsunuz, müşterileriniz kılı kırk yaran çok varlıklı insanlar. Güven ne kadar önemlidir değil mi? Yada pahalı araçlarla çok özel bir taşımacılık yapıyorsunuz. Durum yine aynı. İşte bu aşamada bu işleri yapacak bir takım insanlar gerekir. Bu insanlara gözünüz kapalı güvenebileceğinizi düşünmek istersiniz. Bu sebepten bu güven unsurunu da en iyi yakın akrabalarınız ile kontrol altında tutabileceğinizi düşünürsünüz.

peki ya sonra?

Fakat sonraları işler büyümeye başlar, kazanç ile beraber operasyon yoğunluğu da artar. Kardeş, kuzen, teyze, hala, amca, dayı, yeğen derken etrafınızdaki insan kaynağı da tükenmeye başlar. Bir yandan da bir bakmışınız şirket sapına kadar girift bir aile şirketi oluvermiş. İşte bu noktaya yaklaşmakta olduğunuzu erken fark edebilmeniz önemlidir ki umarım böyle bir durumdaysanız bu yazımı okuyorsunuzdur. İşte sizi bu noktada uyarmak isterim ki şirketinize kötülük yapmaya başlayacaksınız. Zira güven farklı şey, yetenek farklı şey.

Bir organizasyon karmaşıklaştıkça insanları standart işler yapan robotlar gibi göremeyeceğiniz için öncelikle fikirlere ihtiyacınız var. Bu sarmaldan bir türlü kurtulamayan şirketleri görüyorum. Patronlar kimseye güvenemediklerinden her işe karışma eğilimine giriyorlar. Bu güvenin birinci kaynağı yukarıda bahsettiğim maddi güven, bir diğeri de burada anlatmak istediğim fikri güven. Lakin bu noktada maddi güven sorununu çözmek emin olun ki fikri güven sorununu çözmekten çok daha kolaydır. (Kuyumculara sorun, bu işi çözmenin envai yöntemini anlatacaklardır size ki o seviyede dahi az çok kaçaklar her zaman olur. Bu konuyu merak edenlere bilahare yardım edebilirim ama bu yazının konusu değil bunun açıklaması.) Peki artık ortaya sadece bedenini ve kolay iş gücünü koyan, aklı ve ruhu ile çalışmayan, gözünüzdeki tek önemi akraba olmak olan insanlarla nereye varabilirsiniz?

Mülakat yönteminiz çok önemli önemli

Demiyorum ki akraba, tanıdık çalıştırmayın. Hatta gerçekten nasıl seçeceğinizi biliyorsanız tanıdıklar veya tanıdıkların tanıdıkları ile çalışmak bazen çok daha avantajdır. Bu seçim konusu benim mülakat tekniği eğitimimin de bir parçası. Ayrıca kurumsallığını kağıt üzerinde değil, gerçekten tamamlayabilmiş aile şirketleri bununla baş etmenin yolunu çokta bulurlar. Ama ilk önceliğiniz iş hayatı dışında muhabbetinizin iyi olduğu akrabanızı ona hiç uymayacak o işi vermekten çok, yapacağınız işe en uygun insanı seçebilmek olmalı. İşte bu durumda düzgün seçim yapabilmek için çok düzgün bir işe alım tekniğiniz, yönteminiz olmalıdır. Artık nitelikli iş gücü kaynağı için dışarılara bakmanın zamanı gelmiştir. Buna ek olarak işinize aldığınız çalışanlarınıza da gerekli kuvvetli eğitimleri vermeye yada verdirmeye hazırlıklı olun.

Diyeceğim o ki güven farklı bir konudur, yetenek farklı. Bir noktadan sonra güvenebileceğiniz ve işinize bedeninden çok aklı ile katkıda bulunacak kişiyi seçmek gerekir.

ÖĞRETMEK

Hababam Sınıfı ve Mahmut Hoca

Ben bir şeyler öğreten insanım. Öğretmek ve eğitim benim için son derece hassastır. İlk başta gitar ve müzik öğrettim. Maddi kaygı ile değil, mutluluk duyduğum için. Hala da vakit bulursam öğretiyorum. Sonra etrafımdaki genç iş insanlarına öğretmeye başladım. Bir şekilde iş sahiplerinin çocuklarına bir şeyler öğretir oldum. Sonra zamanla baktım ki o iş sahipleri de bana sorular soruyorlar. Demek ki nasıl bir şevkle anlatıyorsam, “bu çocuğu bir dinlemek lazım” demeye başlamışlar benim için. Sırf bu yüzden beni ne yapar eder birileriyle tanıştırırlardı.

Öğretmek her seferinde öğrenmeyi de getiriyordu. Onlar bana bir soruyorsa ben 5 soruyordum onlara. Sorularım da aynı şevk içindeydi sanırım. Tüm bu iş dünyası ve kişisel gelişim bilgileri birikince öğreten insansanız daha çok anlatmak istiyorsunuz, tabi ardından gelen daha da fazla sorunun yanıtını ararken.

Ne öğretir?

Çok da muhteşem öğretmenlerim oldu. En başta ailem, sonra hayatın kendisi. Pek çoğuna sorsanız öğretmen de değiller. Bazen bir nasihat, bazen anlam veremediğim bir fırça, belki omzumda bir el, bir anlamlı bakış, bir kitap… Ama çok şey öğrettiler bana. Öyleyse dedim ben de bunu geri vermeliyim ve durmadan öğrettim ihtiyacı olanlara, gelişmek isteyenlere. Şimdilerde bunu meslek edindim. Muhteşem öğrencilerim var.

Sırasında bir orman, sırasında dağ başı. Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.

Öğretmek durmadan bilgi akıtmak değildir.

İnsan hayatının önemli bir kısmına öğretmeyi koyunca bir başka bakıyor eğitim konusuna. Mesela en sevmediğim şey verimsiz eğitim. Birilerini bir yerlerde toplayıp onların zamanlarını boşa harcamıyorlar mı? Gerçekten üzülüyorum. Hele ki genç beyinler. O an yanlış öğrenirse geri dönüşü olmayacak.

Öğretmek demek sürekli anlatmak demek değildir. Nedir öğretmek peki? En başta içindeki o ateşi körüklemektir. Öldürmemektir, sönmesine müsade etmemektir. Öğretmek zorla olmaz. Herkesin bir öğrenme şekli var. Ayrıca herkesin illa öğrenmek istediği, merak ettiği bir şey var. Hatta çok ilgisiz olduğunu düşündüğünüz, başarısız olduğunu sandığınız o alanda. Doğru bakmayı bilirseniz ne olduğunu görürsünüz. Kişiye öğrenmek istemediğini zorlamanın bir sınırı var. Eğer o ateşi körüklemek yerine buz üzerinde ateş yakmaya çalışıyorsanız yanlış bir iş yapıyorsunuz. Bakın bakalım, bir yerde bir kayalık vardır. Ya da kim bilir, önce o buzu kırmanız gerekiyordur. Kimi zaman bir öğretmen olarak tek vazifem o ateşin yanmasını sağlamak oluyor. Bu, zaman alıcı bir süreçse baştan söylüyorum. Siz pes ettiğinizde biter bu iş zira önce ateşi yakacak uygun ortamı sağlamamız gerekiyor. “Ateş buzun üzerinde yakılmaz.”

İnanın şartlar olgunlaştığında öğretmek zamanımı ve enerjimi almıyor. Öğrenmeye aç kişiye beni bayıltana kadar öğretebilirim. Asıl olay ya öğretmek istediğimi gerçekten öğrenmek isteyecek doğru kişiyi bulmak ya da öğrenmek istemiyor gibi görünenin aslında ne öğrenmek istediğini anlayabilmek. Yaptığım işin sırrı belki de burada. Bundan ötesi kendimi ne kadar yetiştirmiş, ne kadar donatmış olduğumla orantılı.

Bazen bir genç çıkıyor karşıma. Büyükleri diyor ki bizim çocuk iş hayatına ilgi duymuyor. İnanın iş hayatına ilgi duymayan insana hayatımda rastlamadım. Soruyorum, peki neye ilgi duyuyor diye. Filan yapmaktan hoşlanıyor. Bütün derdi bu. Diyorum çocuğunuz iş hayatına son derece ilgi duyuyor ama o işe değil, bu işe ilgi duyuyor. Ayrıca çok net ki bu konuda biraz desteklerseniz sizin o işte başarılı olduğunuzdan daha fazla bu işte başarılı olacak. Sonra bazen bakıyorum o konu daha önce benim ilgi duymadığım bir alanda belki. Tamam diyorum kendi kendime, yeni bir şey daha öğrenmek üzeresin, hem de karşındaki bu insana bir şeyler öğreterek.

Yani söylemek istediğim o ki, öğrenmek ve öğretmenin temelini çok iyi bilmek gerek. Öğretmek demek birilerini bir odada toplayıp aklınızdakini durmadan karşınızdakine akıtmak değil. Bu işi doğru yapabilirseniz nasıl tarifsiz bir keyif insanların geliştiğini görmek, anlatamam.

Eski Yıl Gidiyor

Yeni yıl geliyor demek istiyorum ama öncelikle eski yılın gitmesini istiyorum. Sizler gibi bende çok sıkıldım ve bunaldım. Hepimiz bunaldık. Hepimiz sıkıldık. Bunun farkındayım. Öncelikle pandemi hepimizden sevdiklerimizi kopardı, etrafımızda ki insanların tek tek yenik düştüğüne şahit olduk. Bilmiyorum… Birtakım teoriler var doğru mudur, değil midir ? Buna girmenin anlamı yok ama gördüğüm bir şey var onu söylüyorum.

İkinci olarak 2020 pek hoş olmadı açıkçası hem kişisel olarak hem de şirketler olarak çok yorulduk ve zorlandık. Şirketlerin bir bir kapandıklarını gördüm. İnsanların gerçekten ekonomik olarak çok acılar çektiğini gördüm, açıkçası olmasını istemezdim. Olmaması için yeni yıldan temennilerimiz kısa vadede bizi yönetenlere düşüyor o yüzden de siyaset ve politika benim alanım olmadığı için bir şey söylemek istemiyorum. Ama orta ve uzun vade de eğitim şart ve gerçekten çok önemli. Lütfen eğitime önem verelim, pırıl pırıl çocuklar yetiştirelim. Bu, en pahalı okullarda okutmanız demek değil, onlara sevgi vermeniz demek onları sevgi ile büyütmeniz demek. Örneğin, hayatımda benim de ekonomik olarak çok zorlandığım günler oldu. Hiçbir zaman bunların yükünü çocuklarımın omuzuna bırakmadım onlara hayatın ne olduğunu, gerçeklerin ne olduğunu anlattım. Siz de bunu yapın. Çocuklarınıza o sevgiyi verin. Dünyayı tanıtın anlatın ne olduğunu bilsinler. Eğitimin öneminden herhalde bahsetmeme gerek yok.

İşte önümüzde gelecek olan aylar da yıllar da, uzun ömürleriniz de benim size temennim bu. İnşallah daha mutlu yarınlarınız olsun.

Kurumsal Gayrimenkul Kararı Nasıl Alınmalı

Geçen gün bir müşterim bir soru sordu. Tunç Bey şu an kiracısı olduğumuz bu fabrika binasını satın alalım mı? Bulundukları yere bir miktar kira ödüyorlardı. Burayı alalım mı diye düşünmeye başlamışlar.

Kurumsal gayrimenkul kararı alırken şu soruları sorun kendinize:

  • Kapital sizin için ne demek?
  • Sizin için sermaye ne demek?
  • Yaptığınız işin içerisinde sıcak para ne kadar önemli?
  • Nedir sizin iş gücünüzün kaynağı?
  • Sermaye sizi ne kadar zorluyor? 

Bu sorular çok önemli. Farzedelim ki 50.000 Lira kira ödediğiniz bir mülkün içerisindesiniz. Yine farz edelim o mülkü satın almak istediğinizde ederi 10 Milyon Lira olsun. O 50.000 Lira sizi ay sonunda ne kadar zorluyor? Yani her ay sonunda o 50.000 Lira’ yı ödemek size ne kadar zor geliyor? Yine geldi kira zamanı diyor musunuz? Yaptığınız işin hammaddesi bilgi mi, iş gücü mü yoksa bir mal mı?

Bir de şu taraftan bakalım 10 Milyon Lira para vereceksiniz. Bu 10 Milyon Lira’ya işiniz içide neler yaparsınız, nasıl kullanırsınız bu sermayeyi? Bu parayı ne kadar çevirebilirsiniz gelir elde etmek için? Bu 10 Milyon Lira size ne kazandıracak? Diyelim satın aldınız o mülkü ve 10 Milyon Lira çıkardınız, verdiniz. 50.000 Lira kiradan kurtuldunuz. Peki 10 Milyon Lira elinizde olsaydı, işinizin içinde olsaydı, aylık 50.000 Lira’dan fazla para kazandırır mıydı size?

Bu kadar arkadaşlar, bu sorunun cevabı burada gizli. Bu soruları sorup iki taraflı cevaplayan firmalar var. Örneğin finans kuruluşlarının bazılarının hiç gayrimenkulu yok. Yani iş yaptığı hiçbir şubesini satın almıyor kiralıyorlar çünkü ben para ile çalışıyorum parayı niye başka bir yere bağlayayım, ben gayrimenkulcu değilim ki diyorlar. Ama bunun yandında mesela bir fastfood zinciri gayrimenkulden çok ilginç bir şekilde kazanç sağlıyor. Onlar için gayrimenkulun özel bir kullanım yeri var. Biz hamburgerci değiliz, gayrimenkulcüyüz aslında diyor şirketin başkanı. Ya da şunu biliyorsunuzdur ki özellikle tekstilde çoğu markanın fabrikası bile yok. Ürettiriyorlar, kalite kontrol var, tasarım yapıyorlar. Bu çeşit bir iş modeli kurmuşlar.

O yüzden sizin için nedir naktin önemi? 50.000 Lira önemli değil ama 10 Milyon Lira daha mı önemli sizin için? O zaman kira da oturmaya devam edin. Ya da tam tersi durum söz konusu ise alın o gayrimenkulü. O yüzden “Bulunduğum yeri satın mı alayım, kirada mı kalayım?” diye soruyorsanız, bu sorunun cevabını önceki sorularda bulun.

Zaman Yönetimi Kimin Sorunu?

Size şu zaman yönetimi konusunda bir şey söyleyeyim mi? Zaman yönetimi sadece çalışanlarınızın meselesi, mesuliyeti değil. Zaman yönetimi aynı zamanda sistemin de şirketin de ve o insanların başındaki amirin de mesuliyeti. Bazen fark ediyorum bir insana, bir buçuk insanı gerektirecek işi yüklüyorsunuz, sonra da çalışanlarınızın performanslarından verim alamadığınızda, verdiğiniz işler zamanında neticelendirilemediğinde o insanlara “senin zaman yönetimin problemli” diyorsunuz.

Emin misiniz o insana verdiğiniz o işin gerçekten bir insan ile yapılabileceğine? Öncelikle bundan emin olmak amirler (patronlar) olarak çalışanlarınızdan önce sizin mesuliyetiniz. Zaman yönetiminin ne olduğu, nasıl ele alınması gerektiği konusunda en başta şirketin içerisindeki o şirketin yönetim sistemini kuranların, o şirketin orta ve üst düzey yönetiminin eğitim alması gerekiyor.

Bir insan bir zamanda bir iş yapar ve %100 performans ile çalışırsa o işi yapabilir. Ne yazık ki insan doğası gereği 100 birim zamanı var ise o hafta içerisinde 100 birim zamanın 100‘ünde de çalışmasını bekleyemezsiniz. Eğer sağlıklı ölçebiliyorsanız , yaptığı işe göre %80 veya %85 performans göstermesi beklenebilir, bu daha doğal ve mantıklıdır. Bunun yerine 100 birimlik zamanda 150 birimlik iş yüklerseniz mümkünatı yok zaman tutmaz, yönetilemez. Ayrıca hepsinden öte sağlıklı ölçebilmek de önemlidir. Basit işlerde birim zamanda ne yapıldığını ölçmek kolaydır. Mesela nadir de olsa mavi yaka çalışanlara uygulanan bir yöntem var. Hala yapanlar kalmış mı diyeceksiniz, emin olun var. Çalışanın başına geçip kronometre ile zaman tutmak. Bu, size gerçekçi geliyor mu? O kişinin gerçekte normal zamanda çalıştığı gibi çalışmasını bekliyor musunuz?

Peki Ya Satış?

Peki satışta zaman yönetimini nasıl ölçebilirsiniz? Sabahtan akşama kadar harıl harıl bir işler ile uğraşıyor olması zaman yönetiminin verimli olduğu anlamına mı gelir? Tabi ki gelmez. Bu durum basit zaman yönetimi mantığı ile yönetilecek bir şey değil. Orada satışçının zamanını verimli yönetip yönetmediğine değil, istediğiniz işi hakkıyla yerine getirip getirmediğine odaklanmanız gerekir. Sonra da bırakın kendinden beklenilen sonucu üretmek için kendisi çaba sarf edin. Sizin de bu noktada vazifeniz yol göstermek, öğretmek ve gerçek bir lider gibi koçluk yapmak.

Benim genelde gördüğüm problem bu. Yapılacak işler üzerindeki gereksiz angaryaları atın. En sevmediğim şey insanlara gereksiz yere iş yüklemek. Çok güzel bir örnek var, sıkça yaşanan. Müşteriniz size telefon açar der ki ‘’işimiz çok acil, acilen yapılması gerek’’ siz de işi acilen çarçabuk bitirir yetiştirirsiniz. Sonra müşterinizden bir cevap gelir: “dur bir dakika, tamam halledeceğiz onu.” E hani acildi? Eğer işleri böyle yürütüyorsanız, çalışanlarınızdan zaman yönetimi beklemeyin. Önce siz zamanın ne olduğunu iyi kavrayın.

İşte bu yüzden zaman yönetimi için öncelikle işleri yöneticilerin masaya yatırmaları ve süreçleri, sistemi düzenlemeleri lazım.

İş Hayatında Zaman

Zaman Yönetimi

İş hayatında zaman çok önemlidir. Ben bir müzisyenim ve şunu söyleyebilirim ki zaman, iş hayatında olduğu kadar müzikte de önemlidir. Müziği oluşturan iki temel öğe var. Bunlardan ilki perde (pitch, sesin notasının ince ya da kalın olması), ikincisi ritim (kabaca vuruşlar toplamı diyelim). Ritim denilen de zamandır müzikte. Nota dediğimiz do, mi, fa vs veya bas, tiz sesler olabilir. Zaman ise, mesela diyelim ki 4/4’lük bir müzikte 1-2-3-4 diye gider.

Bazen müzisyenler çok profesyonel bir orkestra içinde de çalsalar, çok usta da olsalar ufak tefek hatalar yapabilirler. Hata olduğu zaman hatayı hızlı bir şekilde toparlamak gerekir. Peki, bunun için müzisyenler notadan mı yoksa zamandan mı feragat ederler? Cevap tabi ki notadan çünkü zamanı durdurmazlar ‘’Arkadaşlar iki saniye durun düzelteyim, burayı baştan alalım.’’ diyemezler. Zaman içerisinde yapmış olduğunuz hata her ne ise bir sonraki vuruştaki notanızda onu düzeltirsiniz. Zaman durmaz, akar.

Aynı şey işimiz için de geçerli. İş hayatındaki ufak tefek hatalar için de zaman durmaz. Iş hayatı sürekli hareket halindedir. Sizi beklemez! O yüzden de “Ya tamam şu işleri bırakalım, şuradaki ufak hataya saatlerce, günlerce zaman ayırıp düzeltelim.” diyemezsiniz. Bazen o hatayı o an düzeltmemeniz, onu orda bırakmanız gerekir. Eğer imkan olursa ileride dönüp o konuyu, o hatayı düzeltmeniz ya da o hatayı orada bırakıp bir sonraki adımda daha iyisini yapmalısınız. Önceki küçük hatanızdan bir ders alırsınız, önünüze bakarsınız.

Çok küçük sorunlarla zaman kaybetmeyin. Önünüze bakın çünkü ufak tefek hatalarla zaman kaybederseniz bu sefer ilerleyemezsiniz. İşinizi yapamaz, size verilen vazifeyi tamamlayamazsınız. Hayatta küçük hatalar olur, o yüzden önünüze bakıp hareket etmek zorundasınız. Zamanınızı siz yönetin.