Kontrol Manyağı

Bazen etrafınızı biraz fazla kontrol ettiğinizi düşünebilirsiniz. Belki işinizi ve hayatımızı etkileyen insanlara biraz fazla karışıyorsunuz. Belki önünüze konan herşeyi seçmek istiyorsunuz. Kendinizi bir kontrol manyağı olarak görmeye de başlamış olabilirsiniz. Diken üstündesinizdir. Bunda bir sakınca yok belki de. Demiyorum ki insanları kırın. Demiyorum ki yabancıların micro management dedikleri gibi çalışanlarınızın her işine karışın. Ama ufak tefek kontrolcü olmak, belki biraz kontrol manyağı olmak iyidir.

Erteleme!

Erteleme, iş hayatındaki insanların, öğrencilerin, hatta herhangi yapılacak bir işi olan neredeyse herkesin ortak sorunu. Bir işi erteleme o işi yapmamız önündeki bence en önemli sorunlardan biri. Bir defa işe koyulduğunuzda zaten erteleme denilen engel kalkmış oluyor. Ama asıl sorun nasıl olacak da o işin başına oturulacak.

İşte bu videomda bu konuya değinmek istiyorum. Erteleme hastalığından kurulmak mümkün mü? Esasen bunu başarmak gayet mümkün. Başarılı insanların, iş adamlarının, devlet adamlarının ya da liderlerin hayatlarını incelerseniz çoğununun ertleme sorununu çözdüğünü görürsünüz. İşte o insanların ortak bir özelliği var.

Bununla beraber erteleme hastalığı ile savaşmak için yapabileceğimiz küçük şeyler de yok değil. Yukarıdaki videoda bu konulara değindim. Buyurun, izleyin.

Zaman Yönetimi: Bildirimler

Zaman yönetimi demek zamanı daha efektif kullanmak demektir. Zamanı efektif kullanmak işleri halletmek demektir. İşlerinizi uzamalarına müsade etmeden halletmek istiyorsanız cep telefonumuzdaki bildirimler kısmına gidip, bu bildirimleri kapatın.

Cep telefonu büyük nimet, daha doğrusu artık gereklilik, hatta kimileri için hayatın neredeyse vazgeçilmez bir parçası. Ama bu aletleri kullanmasını bilmek lazım. Günün her saatinde bir uyarı almak dikkatinizi dağıtır. Bu da işinize konsantre olmanızı engeller. O sebepten tavsiyem bildirimleri kapatmanızdır.

Bir gitaristi ileri götürecek 5 şeyin iş hayatına yansımaları

Yaklaşık onaltı onyedi yaşlarımda müziğe olan ilgim doruğa çıktı. Etrafımdaki arkadaşlarım müzikle uğraşmaya başladılar. Ben de onların arasında yalnız kalmamak için gitar öğrenmeye karar verdim. Sonuç olarak insan arkadaşlarından etkileniyor; kır atın ya huyundan ya tüyünden demiştik. Bu yola çıkıp gitarist olmak için gitar öğrenmeye başlamakla kalmadım, bir zaman sonra gitar dinlediğim virtüöz gitaristler gibi gibi olmaya karar verdim.

Yaşıma göre ve aynı zamanda da öğrenimime devam ederek elimden geldiğince sıkı çalışmaya başladım. Bazı konularda ileri giderken bazı konularda da gereken adımları atmadım. Neticede kendimce sıkı bir gitarist oldum. Ama geçimini buradan sağlayan bir müzisyen oldum mu? Olmadım. Yine de iş hayatında işime yaratacak çok güzel dersler aldım.

Yukarıdaki videoda sizlere aldığım bu derslerden bahsetmek istiyorum. İşte gitarist ol(ama)manın bendeki faydaları.

Derin Çalışma (Deep Work)

Yazar Cal Newport’un Deep Work adlı kitabında anlattığı konsept olan “Derin Çalışma” hayatınıza çok şey katacak.

Çalışma eğer derin şekilde yapılıyorsa sizi geliştirir. Bunun haricinde standart işler yapmak, örneğin bir excel tablosu doldurmak yada emaillere cevap vermek gibi rutin işler de çalışmadır ama derin çalışma sayılmazlar. Bu sebepten de sizi geliştirmezler; sadece işinizi tamamlamış olmanın huzurunu verirler.

Derin çalışmaya örnek daha önce bilmediğiniz yeni bir sazı çalmayı öğrenmek olabilir. Oturup bildiğiniz şeyleri bildiğiniz şekilde çalmak da belki çalışmadır ama derin çalışma değildir. Derin çalışmanın sonunda hem düşünsel kapasitenizin geliştiğini hissedersiniz, hem de günden güne geliştiğinizi görürsünüz. Bu da sizi hayatta başkalarının önüne koyar.

Kır atın ya huyundan, ya tüyünden

Babamın bana üniversiteye başlarken bir tavsiyesi vardı. Oğlum demişti, kır atın ya huyundan, ya tüyünden, arkadaşlarını iyi seç. Ne demek istediğini ve bu tavsiyesinin gerçek anlamını o an belki anlayamamıştım. Fakat artık anlıyorum ve anlatıyorum.

Kariyer Planlaması Yaparken

Kariyer danışmanlığı yada kariyer koçluğu benim işimin bir parçası. Ne zaman oturup gençleri dinlemeye başlasam konu bir şekilde kariyer planlamasına geliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2015 verilerine göre Türkiye’de ortalama yaşam beklentisinin 75,8 yıl olduğunu biliyor muydunuz? Bunun kariyerle ne alakası var diye düşünebilirsiniz. Gayet de var. Açıklayacağım.

Bazı zamanlarda kendimi danışanıma “Acelen ne?” diye sormaktan zor alıkoyuyorum. Tamam, koçluk yapmak için oturduk; kariyerini doğru yönlendirmende sana koçluk yapmak için buradayım diyeceğim karşımdakine. Yine de bazen gençlerin hayatlarının en verimli olmaya başlayacakları anında, bulundukları yeri beğenmeyip büyük beklentiler içerisinde biraz fazla aceleci davrandıklarını görüyorum. İnsan bazen 30 yaşında kendini tepelerde bir yerlerde görmek istiyor. Örnekler yok değil, Mark Zuckerberg, Larry Page, Nevzat Aydın hep o çağlarında gıpta edilecek yerlere gelmişler, özenilecek paralar kazanıyorlar. Bazen de bir yerlerden duyuyorlar, falanca kişi 35 yaşında VP olmuş, filanca kadın 30 yaşında müdürmüş. Tamam doğrudur; birileri bir yerlere çoğundan erken geliyor olabilir. Ama aynı şartlarda mısınız o kişiler ile? Diğer bir soru da şu ki çalışmak, fayda sağlamak için hangi yaş ideal yaştır.

İşte Türkiye’deki hayat beklentisini de bu yüzden yazdım. 1960’larda bu yaş 45 imiş. Bir de şu an 30 yaşında olan birisi için bundan 40 sene sonrasını hayal edin. Beklenti daha da yükselecek. Yani demek istediğim o ki hayat bir şeyler başarmamız için çeşitli fırsatlar sunar. Bu fırsatları da değerlendirecek vaktimiz yok değil. Düşünün ki ilk 5 senemiz hakkında pek bir şey hatırlamayız bile. Sonraki 10-15 senenin de çok bilinçli geçtiğini söyleyemeyiz. Derken derken arada kalıyor 15-20 sene. Düşünün ki ancak 60 yaşına kadar yaşasanız dahi o ana kadar yaşadığınız kadar bilinçli olarak iki tane daha 20 sene yaşayacaksınız. Sonrasında belki bir o kadar daha…

Yani kariyer kararınızı verirken son 5 senedir sizi müdür yapmamış olmaları büyük bir kayıp da değil, sizi hayatınızdan geri de bırakmaz. Ama ileride olacağınız şey konusunda, yada hayaliniz her ne ise onun için şimdiden çalışmaya başlayabilirsiniz. Eğer bunun farkına varmış ve artık bazı şeyler için geç kaldım diye düşünüyorsanız ve hala yerinizde sayıyorsanız işte o zaman geç kalmaktasınız.

Geç mi kaldık?

Geçenlerde çok yakın bir arkadaşım, Tolga Tümay’a da sevgilerimi gönderiyorum, hayatımda bir basamağı daha çıkmamı sağlayan bir anısını anlattı bana. Kendisi 40 yaşındayken bir adam yaşını soruyor. Yaşım diyor 40. Adam durup düşünüyor ve şöyle cevaplıyor: Ben 60 yaşımdayım. Keşke 40 yaşımda olsaydım, neler neler yapardım. O zaman ne için geç?

Ben 75 yaşında ülke için çok önemli bir şey yapmaya adım atmış bir insan ile çalışıyorum. Ertan Bey 75 yaşına gelmiş ve ülkede üretilmeyen yüksek teknoloji bir ürünü üretip ülkeye fayda sağlayacağını düşünmüş. İnanın bu adamın bu işi yapmak yerine köşesine çekilip hayatının sonuna kadar muhteşem yaşayıp torun sevecek vakti var. Ama bir yandan alıyor bir torununu ona dünyayı öğretiyor, diğer yandan bir bakıyorum şirkette bir TIR’ın tepesinde. Atlıyor arabaya saatlerce yol gidiyor, birilerine bir şeyler satabilmek için önce mentörlük yapması gerektiğine olan inancıyla bir eğitime koşuyor. Koca koca mühendisler toplanıyorlar bu adamın bilgeliğinden bir nebze olsun faydalanmak için kilitleniyorlar sözlerine. İşte bunları yapan, bu mertebeye erişen bu adam, bilge mentör, ki kendisine kıdemli mühendisler duayen diyorlar, 30’lu yaşlarından neden bir yerde müdür olamadım dememiş. Kaldı ki hayatında hiç parlak bir ünvanı olmuş mudur? Kartvizitine sadece mühendis yazılsın istiyor. “O zamanlar para kazanmak için önümüzde ne varsa onu yaptık.” diyor bana. Şimdinin araba markası beğenmeyen profesyonellerinin yaşında otobüs, tren ne varsa onunla seyahat edip 3 kuruş, 5 kuruş diye masraf çetelesi tutmuş.

İşte böyle oluşuyor kariyer. Kariyer, aldığınız her bir karar, bu kararlar neticesinde atacağınız her bir adımdır. Verilen değil, hak edilen şeydir. Ben buyum, bana bu makamı verin demek yerine “Acaba ben ne katabilirim buraya?” diye sormakla başlar o adımlar. Ne olduğun değil, ne yapabileceğin belirler kim olacağını.

Tüm bunlar ile beraber kariyer danışmanlığı konusunda küçük bir de yardıma ihtiyacınız olabileceğinizi düşünüyorsanız, aramanızı beklerim. Bir de ben dinleyeyim nereye gitmek istediğinizi. Belki beraberce aklımıza parlak bir fikir gelebilir. Ne dersiniz?

 

Benim Kariyer Koçluğu Konularım:

Eğer benden koçluk (yada kariyer danışmanlığı) almaya karar verdiyseniz sizi nasıl bir sürecin bekleyeceği konusuna açıklık getirmek isterim.

Öncelikle kariyeriniz konusundaki koçluğun genelse tek bir seans ile sonuçlanması, özel hususlar hariç, pek mümkün olamamaktadır. Yine de özel bir konu üzerine konuşup da çözüme ulaşanlar olmaktadır. Bunlar haricinde kariyer bir yolculuktur. Ben danışanlarıma koçluk yaparken tüm bu yolculuğu göz önünde bulundururum. Öncelikle danışanımın kendini tanımasını sağlarım. Kendini bilen kişi hayattan da ne istediğini bilir. Hayattan ne istediğini bilen danışanım da nereye gitmek istediğine karar verir. Sonrasında gitmek istediği yere ulaşması için çalışırız. Bu çalışma genelde kişinin kendisinden başka da yerlere dokunmaya çalışmasını gerektirir. Bu süreç içerisinde de farkındalığının artması, çevresinde nelerin döndüğünü görebilmesi, bunlar üzerinde ne gibi etkilerinin olabileceğini fark önemlidir.

Bu sebeplerden dolayı ben danışanımın süreç sonunda bir farkındalıktan ötesine erişmesinde yardımcı olurum. Bir tek atamayı, promosyonu yada iş görüşmesini değil, hayattaki nihai mutluluğu ve bu mutluluk çerçevesindeki kazancı hedeflerim. Bütün bunları konuşmak için aramanızı bekliyorum.

Hassas Beceriler, Zor Beceriler (Soft Skills, Hard Skills)

 

İş hayatında bir yaştan ve tecrübe düzeyinden sonra edinmemiz gereken beceriler hep insan ilişkileri ile ilgili şeyler oluyor. Önce okullarda bir takım bilgiler öğreniyoruz. Sonra diploma alıyoruz. Daha sonra firmalar bu diplomayı, varsa da bir iki staj tecrübesini göz önünde bulundurup yeni mezun gençlere iş veriyor.

İlk senelerde çalışanlardan beklenen şey eğitimleri çerçevesinde yapmayı öğrendikleri dalda hünerlerini sergilemesi. Bu, eğer teknik dallarda ise mühendislik, bakım, bilgisayar programlama yada ekonomi, işletme gibi dallarda ise muhasebe, finans, ithalat gibi şeyler oluyor. İlk zamanlarımızda öğrendiğimiz konularda başarılı olmamız bekleniyor. İş dünyası kişisel gelişimi veya yetenekleri diyelim, ikiye ayırıyor. Amerikalılar buna hard skills ve soft skills demişler. Google Translate hassas beceriler, zor beceriler olarak çevirmiş. Bence fena bir çeviri olmamış, hatta Türkçe kelimeler olayı biraz daha düzgün anlatıyor. Bu yazımda konuya bir açıklık getirmek istiyorum.

Yukarıda bahsettiğim ve iş hayatının ilk zamanlarında çalışanlardan beklenilen beceriler zor beceriler. Buna neden zor (İngilizce’de de hard) deniyor bilmiyorum. Zor yada kolay bu beceriler sahip olmak zorunda olduğumuz şeyler. Ya bu çok zor, ben öbürünü seçeyim diyerek kaçılabilecek bir şey değil. Bilanço hazırlamak zorunda iseniz, bu işi genel müdür yapmaz. Bir çömez olarak arada amirinizden yardım alarak sizin hazırlamanız beklenir. Yada bir işletmede önemli bir karışım hazırlanacaksa bir mühendis olarak bunun hesabını yapmak zorundasınızdır. İşletme müdürü gelip de “dur bunu ben yapayım, sen çuvalları açıp dökersin, oradaki işçi de seni seyreder” demez. Mühendis olarak, size söylenilen çuvalı taşımanız için değil, hesabı yapmanız için maaş verilir. Müdürünüzün de yönetimsel ve denetleme vazifeleri vardır.

Ne Demek Hard Skills Soft Skills yada hassas Beceriler Zor Beceriler?

Bu işi ilk yıllarınızda yaptınız, sonra zaman geldi üstleriniz yavaş yavaş ya ayrıldılar yada daha üst seviyelere geçtiler ve size de artık ufaktan yönetimsel vazifeler verilmeye başlandı. Artık verdiğiniz vazifeyi yapması gereken insanlar, kontrol ve denetiminizde başka okumuş beyaz yakalı çalışanlar oluşmaya başladı. Artık şefsiniz, müdürsünüz. İşte bu aşamadan sonraki vazifeniz artık sadece matematik hesaplar yada sınırlı talimatlarla belirlenmiş kişisel beceriler değil. Bundan sonra yapacaklarınız çok daha zor bir şeyi gerektiriyor, insan beyninin derinliklerini görebilmek, kaba tabir ile insanlara iş yaptırmak. Burada artık söyledim yapmamışlar, anlattım anlamamışlar, gereğinde işten çıkarmalar, senelerce çalışacağınız uygun insanı tanımadığınız adaylar arasından 1-2 saatte tanıyıp seçmeler var. İşte Amerikalılar bunlara soft skills (kolay/yumuşak beceriler) diyor. Türkçe Google Translate ise bunlara hassas beceriler demiş. Sizce “kolay” doğru bir tanım mı? Bence değil.

Hatta bu becerileri edinmek için konu üzerine sadece 4 sene okul okumak yada birkaç aylık bir eğitim ile sertifika almak yetmiyor. Bu becerileri en küçük yaşlarımızdan itibaren edinmeye başlıyoruz. Mesela insan yönetmeyi arkadaşlarımızla mahallede (artık o da kalmadı ya Facebook’da mı desek) öğrenmeye başlıyoruz. Bu beceriler aşağıdaki liste ile sınırlılı kalmamakla beraber şöyle kavramları içeriyor:

İletişim
Liderlik
İkna
Motivasyon
Müzakere
Karar Verme
Sorumluluk
Esneklik
Tutarlılık

Ne yazıktır ki hayatta asıl ihtiyacımız olan bu beceriler ders müfredatlarında yok. Bunlar aynı zamanda kişiliğimizi oluşturuyor. Hani meşhur bir hikaye var. Hoca tahtaya 1 yazmış, bu sizin kişiliğiniz demiş. Sonra yanına sıfırlar ekleyerek (1000…) yetenekleri dizmiş ve sayının onlar basamağı artmaya başlamış. Sonra baştaki 1’i silmiş ve kalan sıfırları göstererek kişilik olmazsa geriye kalanların hiç bir önemi olmadığını anlatmak istemiş.

Ben şahsen iş hayatında iyi bir yöneticinin en çok ihtiyacı olan şeyin sağlam kişilikli, bu hassas beceriler denilen becerilerle kuvvetli olarak donatılmış çalışanlar olduğuna inanıyorum. Bunlar iş üzerinde öğretemeyeceğiniz şeyler. Bu hassas (kolay/yumuşak) becerilerden yoksun, diğer becerileri on numara güçlü kişiler ile mesafe kat etmeniz çok zor. Her şeyi bilen, her şeyi yapan birine ayak diretiyorsa işinizi yaptıramazsınız. Ama sağlam kişilikli az çok da yetenekli bir genç işi hızlıca kavrar ve bir daha kolay kolay arkanıza bakmazsınız.

Kimi zaman da beraber çalışmak zorunda olduğunuz (bu bir akraba yada oğlunuz olabilir) kişide bu yeteneklerin belki yaşı gereği bir miktar eksik olduğunu hissedersiniz. İşte o noktada da koçluk, mentorluk gibi kavramlar ortaya çıkıyor. Yönetici koçları, veliaht koçları yada lider koçlarının üzerine çalıştığı kavramlar zor beceriler değil, bu söz ettiğimiz hassas beceriler. Bir yönetici koçu size mühendislik, avukatlık yada doktorluk konusunda yardımcı olmaz. Ve bu becerilerin üzerinde çalışmak genelde aylar sürer.

Şimdi siz karar verin ihtiyacınız olan yada geliştirmek zorunda olduğunuz hangisi.