İşte Çocuğunuz İçin Geleceğin Mesleği

Geleceğin Mesleği

Günüzüm gençlerinin geleceğin mesleği seçimine ailenin nasıl bir katkısı olabilir? Geçen gün eşim ile kızımızın geleceğini konuştuk. Bu kızın gelecekte onu mutlu edecek iyi bir meslek edinmesi için ne yapmalıyız sorunusu sorduk kendimize. Sonradan düşündüm ve bu konunun aile şirketlerini de ilgilendirdiğine karar verince bana hep destek olan eşimden de ilham aldığım bu yazıyı yazma fikri ortaya çıktı.

Bir aile şirketi için bu sorunun cevabı belli gibi gözüküyor. “Oğlum zaten yönetici olacak, işlerin başına geçecek.” Öncelikle şunu belirteyim ki hayata bu açıdan bakıp bunu çocuğa da hissettirmek, çocuğun “nasılsa işi hazır” düşüncesi ile rehavete kapılmasına sebep olabilir. Öyle ya, zaten iş hazırsa ekstra çaba sarf etmeye gerek yok. Gider okuruz bir işletme, sonra hoşgeldin derler ve verirler bir müdür koltuğu. Bu konu hakkındaki görüşlerim için “Varlıklı Aile Çocuklarının Dezavantajı” konulu yazımı ayrıca okumanızı tavsiye ederim.

Her ne kadar bir aile şirketinde zamanı gelince başa geçmesi beklenen bir konumunuz varsa da bundan bağımsız olarak bir meslek düşünmenin faydası büyüktür. Her şeyden önce farklı bir disiplinde elde edilen bilgi ve beceri, aile şirketine farklı bir katkı sağlayacaktır. Ayrca günümüzde bir iş dalından farklı bir iş dalına geçiş yapan çok yatırımcı mevcut. Bununla beraber yönetici olmak için illa da işletme okumak gerekmiyor. Büyük şirketleri yöneten çok sayıda mühendis, öğretmen, finans uzmanı yada ilkokul mezunu var. Yöneticilik okulda değil, hem okul öncesinde hem de sonrasında edinilen bir başarı. Yönetici yada lider olmak için okul okumuş olmak şart değil.

Peki o zaman bir çocuğun yada gencin meslek seçimine ne gibi bir katkıda bulunabiliriz. Bu konuda çocuğu elinden tutup meslek meslek gezdirecek halimiz yok. Onun yerine geleceğin meslekleri neler olacak diye düşünmek ve bunları tek tek ona anlatmaya çalışmak da pek mantıklı değil. Zira çocuğumuz büyüdüğünde çıkacak yep yeni iş sahalarını hem şimdiden kestiremeyiz hem de dünyanın gittiği noktayı onun kadar net göremeyebiliriz.

Bu konuda günümüz yazılım kahramanları güzel bir örnektir. Şahsen benim tanıdığım üst düzey yazılımcıların çoğu çocukluklarında Commodore 64 bilgisayarda kaset kafası düzeltip oyun oynayan çocuklardı. Zamanında anneler babalar “oğlum bırak artık şunu derslerine bak” dediklerinde çocukların zaten derslerine bakmakta olduklarını kestiremiyorlardı.

Peki o zaman nedir çocuğumuzun iyi bir meslek seçmesinde yapabileceğimiz? En başta şunu söylemeliyim ki mesleği biz değil, onlar seçecekler ve seçimlerimiz bilgi ve tecrübe birikiminde elde ettiğimiz bakış açımızın bir yansımasıdır. Öyleyse çocuğumuzun tercihlerini sağlıklı yapması için ona meslek öğretmeye değil, sağlıklı bakış açısı edindirmeye çalışmalıyız.

Öncelikle çocuk bir gün geldiğinde böyle bir seçim yapmak durumunda kalacağını ve o güne hazırlıklı olması gerektiğini bir şekilde bilmeli. Bu sebepten genç yaşlarda yaptığı her şeyin geleceğini etkileyeceğini fark etmeli. Bunu arada sırada kendisine hatırlatmakta fayda var. Tabi ki bu, yap demekle olacak bir şey değil. Bunun mantıklı yolu çocuğunuz bir yaşa gelince bunu karşılıklı oturup konuşmak.

Eğitim çok kritiktir. Milyonlarca yıldır dünya üzerindeki canlılar yavrularını eğitiyorlar. Biz insanoğlu eğitimin organize ve nispeten daha üst bir seviyesine ulaştık. Dünya sürekli değişiyor, hele ki yarın ne olacağını kestiremediğimiz günümüz dünyasında. Öyleyse eğitimin okul dışındaki kısmının en az okul kadar, hatta bazen daha fazla önemli olduğunu unutmamamız gerek. Artık eskisi gibi bir dünya yok. Bir odada bir bilgisayarın başındaki üç beş gencin yazdığı bir yazılım ülkenin en büyük sanayi tesislerinden daha fazla para kazanıyor. Eski bildiklerimiz eskide kaldı.

Bu konuda ilk yapabileceğimiz şey çocuğumuza kitap okuma alışkanlığı edindirmektir. Bir insan bir hayatında bir kişilik tecrübe edinebilir. Ama çok okuyan biri pek çok yaşanmış tecrübe ve bilginin konsantre edilmiş halini alabilir. Tabi ki bu alışkanlığı edindirmenin ilk şartı ailede bu alışkanlığın mevcut olmasıdır. Eğer siz sürekli kitap okumuyorsanız, iğneyi kendinize batırmanızda fayda var. Siz kitap okumaya başlayın ki çocuğunuz da bunun hayatın olağan ve önemli bir parçası olduğunu görsün. Çocuğunuz henüz okuma öğrenmemiş ise siz ona okuyun. Ona hoşlanacağı güzel kitaplar alın. Üstünü başını, yediğini içtiğini sonra, kitabını önce alın. Yatmadan önce evde kitap okunduğunu bilsin. Siz de geçin köşenize kitabınızı okuyun. Bol bol okusun çocuğunuz. Dünya klasiklerini okusun; yaşanmış bir sürü farklı hikayeyi tarihi dokusu içerisinde öğrensin. Bilim kurgu okusun; hayal gücü genişlesin. Kim bilir belki oradaki hayali bir fikir bir gün gerçek olacak. Kişisel gelişim kitapları okusun; yapılmış araştırmalardan, büyük yazarların, düşünce insanlarının, filozofların fikirlerinden öğrensin. Tarih okusun; belki bazı şeyler tekerrür eder yada bir işi yapmanın şeklinin nasıl değiştiğini kendisi görür. Yeter ki bol bol okusun.

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? İkinci yapabileceğimiz şey çocuğumuzun mümkün olduğunca gezmesidir. İnsanoğlu iletişim ile öğrenir çünkü başkalarından gördüklerini bilinçli yada bilinçsiz taklit eder. Alın çocuğunuzu her fırsatta gezin. Yaşı uygunsa izciliğe yollayın. Doğaya gidin, başka şehirlere ve ülkelere gidin onunla. Başka kültürler tanısın, yeni lisanlar duysun. Büyüdüğünde arkadaşları ile yaz tatili yapmak isterse kısıtlamayın onu. Belki zamanı gelince bir öğrenci değişim programına girmesini teşvik edin. Trenle Avrupa’yı dolaşsın. Turlarla doğuyu gezsin. Erkenden alın biletleri bir hafta sonu ailecek Antep’i görün, Trakya’yı görün, Artvin’e gidin gidip görmediyseniz. Oralarda olsun, dokunsun, koklasın, tadına baksın, dinlesin. Yeni şeyler denesin, yeni insanlarla tanışsın. Ne kadar çok gezip görürse dünya görüşü o kadar gelişir.

O kadar çok insan hiçbir şey öğrenmeden yaşıyor ki, bu insanlar çok dar bir görüşle yetişiyor. Geleceğin dünyasını şekillendirenler yerinde duranlar değil, durduğunda kitap okuyan, kitabı bıraktığında gezip görenler.

Bütün bunları yaparken yapmanız gereken çocuğunuzu zaman zaman karşınıza alıp onu dinlemek. Anlatsın size öğrendiklerini. Sabırla dinleyin onu. Sonra belki duyduklarınızı tecrübeniz ile harmanlayıp küçük tavsiyeler verirsiniz, onunla sohbet edersiniz. İşte o zaman göreceksiniz ki geleceğin mesleğini çocuğunuz kendi seçiyor, hem de sizin hiç aklınıza gelmeyecek bir alandan. Belki bu yeni bakış açısı işinizi de geleceğe taşıyacak. Yoksa internetin başına geçip geleceğin mesleği nedir diye Google’a sormakla çocuğunuza geleceğin mesleğini bulmada yardımcı olamazsınız.

Hayatta Kimi Örnek Almalı?

 

Zaman zaman etrafımdan sorulan bir soru: Kişisel gelişim için ne tavsiye ediyorsunuz?

Açıkçası güzel soru, insanın saatlerce konuşası geliyor. Ama konuyu daraltmakta fayda var. Soruyu şöyle soralım: Hayatta kimi örnek almamızı tavsiye edersiniz? Böyle sorulduğu zaman seçilecek rol model konusunda buraya sığdırabileceğime inandığım bazı fikirlerim var doğrusu.

Kişisel gelişim konusunda esas yapılan şey yazılı, sözlü yada görsel kaynaklardan faydalanmaktır. Örneğin kitaplar, tavsiyeler veya belgeseller vs… Hepimiz bir hayat yaşıyoruz ve bir tecrübe elde ediyoruz. Ama sadece önündeki işi yapıyor olmayı, hatta başkalarından daha iyi yapıyor olmayı gelişim olarak saymayız. Öyle olsa idi herkes eşit düzeyde kendini donatmış olurdu. Ama şurası aşikar ki bazılarımız diğerlerine kıyasla daha dolular ve başlarına gelen çeşitli olaylarda nispeten daha akıllı çözümler bulabiliyorlar. Mesela iyi bir mimar aynı zamanda iyi bir ebeveyn yada iyi bir satıcı olamayabiliyor. Bu eksiklerini tamamlamak için kişisel gelişimin önemine inanıp kendini geliştirme yoluna gidebiliyor. O yüzden bir hayat yaşıyor olmak değil, başkalarının da yaşadıklarından edindiklerini konsantre olarak edinmek gerekiyor. Başarılı büyük liderlerin, büyük yöneticilerin çok kitap okuduklarını yada CEO’lara sorulduğu zaman yeterince kitap okuyacak vakti bulamadıklarından şikayet ettiklerini biliriz.

Bir insan bir ömürde ne kadar gezerse gezsin bir insanın elde edebileceği kadar tecrübe edinebilir. Bu edindiği tecrübelerden de bir sonuç çıkarır. Ama eğer çok kitap okuyorsa bir çok insanın tecrübelerini harmanlama fırsatı bulur. Hatta bazı kitaplar sadece bir insanın hayatı yaşaması ile elde edilebilecek şeyler değildir. Bazı kitapları yazmak için bazı insanlar aylarca hatta yıllarca bir konu üzerine araştırmalar yaparak çalışır. Öyleyse gelişilmek istenen konu üzerine derinlemesine araştırmalar yapmış ve bu araştırmalarını mümkün olduğunca ölçülebilir ve sayılabilir, hatta objektif olarak ortaya koyan kişilerin yazdıkları kitapları okumak, bu insanları örnek almak doğru bir yaklaşımdır. Bunun için Dale Carnegie’nin “Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı” doğru bir örnek olur. Bu kitabı için yazar, yıllarca araştırmalar yapmış, pek çok kişi ile testler, anketler yürütmüş ve bunların sonuçlarını sınıflandırmıştır.

İkinci olarak hayat hikayeleri çıkar karşımıza. İşte burada da kimlerin hayat hikayelerine önem vermemiz gerekir diye sormak lazım. Tabi ki başarı elde etmiş, deneyimleri ile bir noktaya gelmiş insanlar bu yerlere nasıl geldiklerini anlatırlar bize. Bu gibi insanların neler yaptıklarını, hikayelerinin ne olduğunu bilmemiz, bu hikayeleri analiz etmemiz önemlidir. Sonuçta bu adam bu işi bu şekilde başarmışsa, benzer şeyleri ben de uygulayabilirim diye düşünmek doğrudur. Mu acaba?

Burada gözden kaçırdığımız bazı şeyler var. Birincisi insan doğası ve hayat çok fazla karmaşık. Biri insanın bir işi bir şekilde başarmış olması size tam örnek teşkil etmez. Diyelim ki çorap satışı konusunda en iyisi olmak istiyorsunuz ve karşınızda muhteşem bir çorap satıcı örneği var. Şu gibi soruların cevaplarını göz önünde bulundurmanız gerekir:
Sizin başarmak istediğiniz iş, o insanın başardığı iş ile birebir örtüşüyor mu?
Dünyanın en muhteşem çorap satıcısının sattığı çorapların aynısını mı satıyorsunuz?
Teknoloji o adamın zamanından beri değişmedi mi?
Pazar aynı pazar mı?
Müşteriler birebir aynı tip müşteriler mi?
İletişim kanalları o zaman ile aynı mı?
Rekabet aynı mı?
Siz o satıcı ile aynı kafa yapısı ve durumda mısınız?

Bu gibi sorulardan aslında başarıya ulaşmış o kişi ile aynı şartlarda olmadığınızı anlayabilirsiniz. Bu durumda da o başarılı kişiyi örnek alıp salt aynı adımları atmaya çalışmak sizde hayal kırıklığına yol açabilir.

Bir de başarılı insanlar ile ilgili şöyle bir bilinmez var. Bir işi yapmanın doğru yolunun ne olduğunu kestirmek hayatın ve insan beyninin karmaşıklığından dolayı kolay değildir. Şöyle bir algoritma vardır, bilmenizde fayda olan. Farz edelim ki elinizde yüzbin kişilik bir potansiyel yatırımcılar listesi var. İki ay boyunca her hafta bu listeyi ikiye ayırıyorsunuz ve yarısına bir kağıdın düşeceğini, öbürüne aynı kağıdın yükseleceğini söylüyorsunuz. Kağıt bir yönde hareket ediyor ve listenizin yarısını yanıltmış, yarısına da görece başarınızı ispat etmiş oluyorsunuz. Bunu listede kalanlar ile her hafta başka kağıtlarda tekrarlayıp 8 hafta boyunca listeyi ikiye bölerek mail atıyorsunuz. Bu toplam 2 ayın sonunda 390 kişiye nasıl üst üste 8 defa borsayı tahmin ettiğinizi gösterip tahminlerinizde ne kadar isabetli olduğunuzu söyleyip, başarı konusunda bir sırrınız var diyebilirsiniz.

İşte başarılı insanları düşündüğünüzde, “peki ya başarısız olan çoğunluk” diye de sorası geliyor insanın. Böyle bakarsanız da başarılı olanlar kadar başarısız olanların da hikayeleri çok önemli. Maalesef ki raflarda gördüğümüz kitaplar arasında başarısız insanların hikayelerine rastlamak pek olası değil. Ama bir işi yapmanın 3 yolu varsa o işi yapamamanın da 300 yolu var. Bu sebeplerdendir ki başarılı insanlar kadar başarısız insanların neden başaramadıklarını, nerede hata yaptıklarını da incelemek gerek.

Bu demek değildir ki başarı tesadüftür. Başarıda şans faktörü kadar kişinin seçimleri de söz konusudur. İşte bu seçimleri yapmada da edindiğiniz bilgi ve tecrübeleriniz yönlendirici olur. Hayat bir kişiyi örnek alacak, bir tek rol model belirleyecek kadar basit değildir. Beynimizi sürekli okuyarak, görerek, insanlar ile iletişime geçerek, başarılı olsun, başarısız olsun herkesin hikayesini dinleyerek doldurur, aklımızı fikrimizi geliştiririz. Hata yapanların hatalarından örnek almak, başarılı insanların başarı hikayeleri kadar önemlidir. Sonuçta karşınıza çıkacak hiç bir durum daha önceden görmüş yada okumuş olduğunuz ile aynı olmayacaktır.

Nietzsche’nin Arkadaşları için Dileği

Friedrich Nietzsche

Değer verdiğim tüm insanlara acı çekme, yalnızlık, hastalık, kötü muamele, hakarete maruz kalma (umarım aşağılanmaya yabancı olmasınlar), kendi kendine güvensizliğin yarattığı işkence, yenilgiye uğramanın verdiği perişanlığı diliyorum. Onlara hiç acımıyorum çünkü bu onlara kanıtlayabileceğim, değsin yada değmesin kişinin katlanabileceği tek şey.*

Bu söz ilk duyduğumda beni derinden etkilemişti. O sıralarda hayatımın en zor dönemlerini yaşıyordum. Kendi kendime o zaman dedim şu yaşadıklarım bana şimdi kötü gelse de sonradan iyi gelecek. Şimdi baktığımda o zamanlar yaşadığım şeylerin şu an bana güç olduğunu fark ediyorum. Bir takım olaylar zor gelmişti, bazı hatalar yaptım, bunlar canımı ziyadesiyle yaktı. Hatalarımın üzerine derin derin düşünüp bazı dersler çıkardım. Babam, Emin dedemin bir sözünü hatırlatır bana hep “nefsinde zor gelen hakkında hayırlısıdır”. Friedrich Nietzsche de tam olarak bunu söylemek istemiş.

İşte insanda bilgelik bu şekilde gelişiyor. Bu sözün üzerine daha fazla uzun uzun yazmaya gerek olduğunu sanmıyorum.

 

* “To those human beings who are of any concern to me I wish suffering, desolation, sickness, ill-treatment, indignities—I wish that they should not remain unfamiliar with profound self-contempt, the torture of self-mistrust, the wretchedness of the vanquished: I have no pity for them, because I wish them the only thing that can prove today whether one is worth anything or not—that one endures.” Friedrich Nietzsche

Gençlere Tavsiye Mesajları: Statik (durağan) Bakış Açısı

Alican dikkat ettim kendine güvenin yükseldi yada zaten yüksekti. Bu hem iyi hem kötü bir şey.

İyi çünkü moralin yüksek olur. Kötü çünkü bu bakış açısı statiktir. Statiklik (durağanlık) kişisel gelişimde tehlikelidir. Tamam der, ben buyum.

Statik görüş olaylara siyah yada beyaz olarak bakmanı sağlar. Hayatta gün gelir siyahlar beyaz olur, beyazlar siyah. Beyazlar siyah olduğunda da sen hala beyaz diye diretirsen kaybedersin. Bunu unutma.

Sende kendine karşı güven sana şunu söylettiriyor: “Tunç abi ben yapacağım.” Yani yapacağından ve olacağından zaten eminsin. Ya olmazsa? Kendi kendine mi olacak?

Bunun yerine şöyle bakman senin daha çok faydana olur: “Şunu şunu yaparsam, şunları gerçekleştirirsem ve bu konuda şu prensipleri edinip sürekli çalışırsam olur.”

Senden sürekli yapacağını dinliyorum. Hiç nasıl yapacağını anlatmıyorsun. Tamam yapacaksın, onu anlıyorum. Ama asıl bu yapacağın şey için neler yapacaksın? Onu söyle bana. Her seferinde kuru kuru yapacağım deme. Planını anlat, ne yapacağını anlat. Onun üzerine yorum yapalım. O zaman gelişme olur, ilerleme olur.

Mevcut durumda sadece kendini motive ediyorsun. Tamam, güzel ama bir sonraki adıma geçelim konuşmalarımızda, mesajlarımızda. Süreçleri konuşalım hep. Ne yaptığını, nereye geldiğini anlat. Sırada ne olduğunu ve oraya erişmek için ne yapacağını söyle. Ne yapman gerektiği konusunda fikrin yoksa bana sor.

Durmadan, sürekli adım atmalısın. Büyük adımların hayali seni olduğun yerde tutar. Ama kaplumbağa adımları bile atsan, adım atmak seni hedefine yaklaştırır