Kontrol Manyağı

Bazen etrafınızı biraz fazla kontrol ettiğinizi düşünebilirsiniz. Belki işinizi ve hayatımızı etkileyen insanlara biraz fazla karışıyorsunuz. Belki önünüze konan herşeyi seçmek istiyorsunuz. Kendinizi bir kontrol manyağı olarak görmeye de başlamış olabilirsiniz. Diken üstündesinizdir. Bunda bir sakınca yok belki de. Demiyorum ki insanları kırın. Demiyorum ki yabancıların micro management dedikleri gibi çalışanlarınızın her işine karışın. Ama ufak tefek kontrolcü olmak, belki biraz kontrol manyağı olmak iyidir.

Aile şirketleri: Güven ve Yeteneği Birbirinden Ayırın

Kalabalık bir aile

Aile şirketleri kuruluş aşamasında insan kaynağı denince ilk olarak en yakınlarına bakarlar. Yani diyelim bir şirket kurdunuz ve en azından iki üç yardımcıya ihtiyacınız var. Ne yaparsınız? Güven açısından ilk olarak en yakın akraba yada dostlarınızı düşünürsünüz. Bundan doğal bir şey yok. Zaten şirket bir kaç sene sonra büyüdüğünde artık etrafınızdan eleman bulamaz hale geleceksiniz, ne kadar kalabalık bir aileniz olursa olsun.

İlk zamanlarda şirketin vizyonu sizin vizyonunuz olacaktır. Bu da çok doğal bir şey. Malum işinizi üzerine kurduğunuz fikir ve/veya buluş size aittir. İşi de en iyi siz sahipleneceğinize göre şirketin nereye gitmesi gerektiğine de sizin karar vermeniz gayet doğaldır. Bu durumda da ihtiyacınız olan sizin vizyonunuzu gerçekleştirecek, sizinle omuz omuza çarpışacak insanlar. Bu aşamada beraber çalıştığınız bir avuç insana paranızı emanet edersiniz. Bu insanlar yeri gelir tahsilat yaparlar, yeri gelir şirket için maddi değeri büyük malzemeleri, malları veya araçları kullanır, taşır, saklar, korurular. Diyelim hassas malzemeleri de içeren bir hizmet işi yapıyorsunuz, müşterileriniz kılı kırk yaran çok varlıklı insanlar. Güven ne kadar önemlidir değil mi? Yada pahalı araçlarla çok özel bir taşımacılık yapıyorsunuz. Durum yine aynı. İşte bu aşamada bu işleri yapacak bir takım insanlar gerekir. Bu insanlara gözünüz kapalı güvenebileceğinizi düşünmek istersiniz. Bu sebepten bu güven unsurunu da en iyi yakın akrabalarınız ile kontrol altında tutabileceğinizi düşünürsünüz.

peki ya sonra?

Fakat sonraları işler büyümeye başlar, kazanç ile beraber operasyon yoğunluğu da artar. Kardeş, kuzen, teyze, hala, amca, dayı, yeğen derken etrafınızdaki insan kaynağı da tükenmeye başlar. Bir yandan da bir bakmışınız şirket sapına kadar girift bir aile şirketi oluvermiş. İşte bu noktaya yaklaşmakta olduğunuzu erken fark edebilmeniz önemlidir ki umarım böyle bir durumdaysanız bu yazımı okuyorsunuzdur. İşte sizi bu noktada uyarmak isterim ki şirketinize kötülük yapmaya başlayacaksınız. Zira güven farklı şey, yetenek farklı şey.

Bir organizasyon karmaşıklaştıkça insanları standart işler yapan robotlar gibi göremeyeceğiniz için öncelikle fikirlere ihtiyacınız var. Bu sarmaldan bir türlü kurtulamayan şirketleri görüyorum. Patronlar kimseye güvenemediklerinden her işe karışma eğilimine giriyorlar. Bu güvenin birinci kaynağı yukarıda bahsettiğim maddi güven, bir diğeri de burada anlatmak istediğim fikri güven. Lakin bu noktada maddi güven sorununu çözmek emin olun ki fikri güven sorununu çözmekten çok daha kolaydır. (Kuyumculara sorun, bu işi çözmenin envai yöntemini anlatacaklardır size ki o seviyede dahi az çok kaçaklar her zaman olur. Bu konuyu merak edenlere bilahare yardım edebilirim ama bu yazının konusu değil bunun açıklaması.) Peki artık ortaya sadece bedenini ve kolay iş gücünü koyan, aklı ve ruhu ile çalışmayan, gözünüzdeki tek önemi akraba olmak olan insanlarla nereye varabilirsiniz?

Mülakat yönteminiz çok önemli önemli

Demiyorum ki akraba, tanıdık çalıştırmayın. Hatta gerçekten nasıl seçeceğinizi biliyorsanız tanıdıklar veya tanıdıkların tanıdıkları ile çalışmak bazen çok daha avantajdır. Bu seçim konusu benim mülakat tekniği eğitimimin de bir parçası. Ayrıca kurumsallığını kağıt üzerinde değil, gerçekten tamamlayabilmiş aile şirketleri bununla baş etmenin yolunu çokta bulurlar. Ama ilk önceliğiniz iş hayatı dışında muhabbetinizin iyi olduğu akrabanızı ona hiç uymayacak o işi vermekten çok, yapacağınız işe en uygun insanı seçebilmek olmalı. İşte bu durumda düzgün seçim yapabilmek için çok düzgün bir işe alım tekniğiniz, yönteminiz olmalıdır. Artık nitelikli iş gücü kaynağı için dışarılara bakmanın zamanı gelmiştir. Buna ek olarak işinize aldığınız çalışanlarınıza da gerekli kuvvetli eğitimleri vermeye yada verdirmeye hazırlıklı olun.

Diyeceğim o ki güven farklı bir konudur, yetenek farklı. Bir noktadan sonra güvenebileceğiniz ve işinize bedeninden çok aklı ile katkıda bulunacak kişiyi seçmek gerekir.

Aile Şirketlerinde Çalışan Verimliliği

Aile şirketlerinde verimliliği yüksek, bilhassa ileri gitmeye, büyümeye katkı sağlayacak fikirler ortaya atacak yöneticiler, çalışanlar olması çok önemlidir. Sadece aile şirketleri için değil, tüm şirketler için geçerlidir. Fakat biraz benim aile şirketleri ile çok çalışmamdan biraz da sanırım ülkemi sevmemden olsa gerek Türkiye’deki aile şirketlerinin ileri gitmesini arzu ederim.

Bu videoda bu tip çalışanları nasıl sağlarız sorusunu cevaplıyorum.

Aile Şirketleri ve İstahdam

Aile şirketleri yetenekli çalışanlar için nasıl cazip hale gelir? Aile şirketleri yükselmek istiyorlarsa istihdam olayına çok dikkat etmeliler. Peki bu insanları şirkete nasıl çekeriz? Bu sorunun cevabı videoda.

Kurumsallaşma Adımları

Kurumsallaşma bir süreçtir, bir anlık alıp hemen uygulayabileceğiniz bir eklenti değil. Kurumsallaşma adımlarının ne ile başladığını bilmek lazım. Bu sürecin sonucunda elde edeceğiniz faydaları yazmaya burada zaman yetmez. Fakat bu sürecin neye bağlı olduğunu ve ne gibi bir zaman alacağını bu videomdan öğrenebilirsiniz.

İşte Çocuğunuz İçin Geleceğin Mesleği

Geleceğin Mesleği

Günüzüm gençlerinin geleceğin mesleği seçimine ailenin nasıl bir katkısı olabilir? Geçen gün eşim ile kızımızın geleceğini konuştuk. Bu kızın gelecekte onu mutlu edecek iyi bir meslek edinmesi için ne yapmalıyız sorunusu sorduk kendimize. Sonradan düşündüm ve bu konunun aile şirketlerini de ilgilendirdiğine karar verince bana hep destek olan eşimden de ilham aldığım bu yazıyı yazma fikri ortaya çıktı.

Bir aile şirketi için bu sorunun cevabı belli gibi gözüküyor. “Oğlum zaten yönetici olacak, işlerin başına geçecek.” Öncelikle şunu belirteyim ki hayata bu açıdan bakıp bunu çocuğa da hissettirmek, çocuğun “nasılsa işi hazır” düşüncesi ile rehavete kapılmasına sebep olabilir. Öyle ya, zaten iş hazırsa ekstra çaba sarf etmeye gerek yok. Gider okuruz bir işletme, sonra hoşgeldin derler ve verirler bir müdür koltuğu. Bu konu hakkındaki görüşlerim için “Varlıklı Aile Çocuklarının Dezavantajı” konulu yazımı ayrıca okumanızı tavsiye ederim.

Her ne kadar bir aile şirketinde zamanı gelince başa geçmesi beklenen bir konumunuz varsa da bundan bağımsız olarak bir meslek düşünmenin faydası büyüktür. Her şeyden önce farklı bir disiplinde elde edilen bilgi ve beceri, aile şirketine farklı bir katkı sağlayacaktır. Ayrca günümüzde bir iş dalından farklı bir iş dalına geçiş yapan çok yatırımcı mevcut. Bununla beraber yönetici olmak için illa da işletme okumak gerekmiyor. Büyük şirketleri yöneten çok sayıda mühendis, öğretmen, finans uzmanı yada ilkokul mezunu var. Yöneticilik okulda değil, hem okul öncesinde hem de sonrasında edinilen bir başarı. Yönetici yada lider olmak için okul okumuş olmak şart değil.

Peki o zaman bir çocuğun yada gencin meslek seçimine ne gibi bir katkıda bulunabiliriz. Bu konuda çocuğu elinden tutup meslek meslek gezdirecek halimiz yok. Onun yerine geleceğin meslekleri neler olacak diye düşünmek ve bunları tek tek ona anlatmaya çalışmak da pek mantıklı değil. Zira çocuğumuz büyüdüğünde çıkacak yep yeni iş sahalarını hem şimdiden kestiremeyiz hem de dünyanın gittiği noktayı onun kadar net göremeyebiliriz.

Bu konuda günümüz yazılım kahramanları güzel bir örnektir. Şahsen benim tanıdığım üst düzey yazılımcıların çoğu çocukluklarında Commodore 64 bilgisayarda kaset kafası düzeltip oyun oynayan çocuklardı. Zamanında anneler babalar “oğlum bırak artık şunu derslerine bak” dediklerinde çocukların zaten derslerine bakmakta olduklarını kestiremiyorlardı.

Peki o zaman nedir çocuğumuzun iyi bir meslek seçmesinde yapabileceğimiz? En başta şunu söylemeliyim ki mesleği biz değil, onlar seçecekler ve seçimlerimiz bilgi ve tecrübe birikiminde elde ettiğimiz bakış açımızın bir yansımasıdır. Öyleyse çocuğumuzun tercihlerini sağlıklı yapması için ona meslek öğretmeye değil, sağlıklı bakış açısı edindirmeye çalışmalıyız.

Öncelikle çocuk bir gün geldiğinde böyle bir seçim yapmak durumunda kalacağını ve o güne hazırlıklı olması gerektiğini bir şekilde bilmeli. Bu sebepten genç yaşlarda yaptığı her şeyin geleceğini etkileyeceğini fark etmeli. Bunu arada sırada kendisine hatırlatmakta fayda var. Tabi ki bu, yap demekle olacak bir şey değil. Bunun mantıklı yolu çocuğunuz bir yaşa gelince bunu karşılıklı oturup konuşmak.

Eğitim çok kritiktir. Milyonlarca yıldır dünya üzerindeki canlılar yavrularını eğitiyorlar. Biz insanoğlu eğitimin organize ve nispeten daha üst bir seviyesine ulaştık. Dünya sürekli değişiyor, hele ki yarın ne olacağını kestiremediğimiz günümüz dünyasında. Öyleyse eğitimin okul dışındaki kısmının en az okul kadar, hatta bazen daha fazla önemli olduğunu unutmamamız gerek. Artık eskisi gibi bir dünya yok. Bir odada bir bilgisayarın başındaki üç beş gencin yazdığı bir yazılım ülkenin en büyük sanayi tesislerinden daha fazla para kazanıyor. Eski bildiklerimiz eskide kaldı.

Bu konuda ilk yapabileceğimiz şey çocuğumuza kitap okuma alışkanlığı edindirmektir. Bir insan bir hayatında bir kişilik tecrübe edinebilir. Ama çok okuyan biri pek çok yaşanmış tecrübe ve bilginin konsantre edilmiş halini alabilir. Tabi ki bu alışkanlığı edindirmenin ilk şartı ailede bu alışkanlığın mevcut olmasıdır. Eğer siz sürekli kitap okumuyorsanız, iğneyi kendinize batırmanızda fayda var. Siz kitap okumaya başlayın ki çocuğunuz da bunun hayatın olağan ve önemli bir parçası olduğunu görsün. Çocuğunuz henüz okuma öğrenmemiş ise siz ona okuyun. Ona hoşlanacağı güzel kitaplar alın. Üstünü başını, yediğini içtiğini sonra, kitabını önce alın. Yatmadan önce evde kitap okunduğunu bilsin. Siz de geçin köşenize kitabınızı okuyun. Bol bol okusun çocuğunuz. Dünya klasiklerini okusun; yaşanmış bir sürü farklı hikayeyi tarihi dokusu içerisinde öğrensin. Bilim kurgu okusun; hayal gücü genişlesin. Kim bilir belki oradaki hayali bir fikir bir gün gerçek olacak. Kişisel gelişim kitapları okusun; yapılmış araştırmalardan, büyük yazarların, düşünce insanlarının, filozofların fikirlerinden öğrensin. Tarih okusun; belki bazı şeyler tekerrür eder yada bir işi yapmanın şeklinin nasıl değiştiğini kendisi görür. Yeter ki bol bol okusun.

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? İkinci yapabileceğimiz şey çocuğumuzun mümkün olduğunca gezmesidir. İnsanoğlu iletişim ile öğrenir çünkü başkalarından gördüklerini bilinçli yada bilinçsiz taklit eder. Alın çocuğunuzu her fırsatta gezin. Yaşı uygunsa izciliğe yollayın. Doğaya gidin, başka şehirlere ve ülkelere gidin onunla. Başka kültürler tanısın, yeni lisanlar duysun. Büyüdüğünde arkadaşları ile yaz tatili yapmak isterse kısıtlamayın onu. Belki zamanı gelince bir öğrenci değişim programına girmesini teşvik edin. Trenle Avrupa’yı dolaşsın. Turlarla doğuyu gezsin. Erkenden alın biletleri bir hafta sonu ailecek Antep’i görün, Trakya’yı görün, Artvin’e gidin gidip görmediyseniz. Oralarda olsun, dokunsun, koklasın, tadına baksın, dinlesin. Yeni şeyler denesin, yeni insanlarla tanışsın. Ne kadar çok gezip görürse dünya görüşü o kadar gelişir.

O kadar çok insan hiçbir şey öğrenmeden yaşıyor ki, bu insanlar çok dar bir görüşle yetişiyor. Geleceğin dünyasını şekillendirenler yerinde duranlar değil, durduğunda kitap okuyan, kitabı bıraktığında gezip görenler.

Bütün bunları yaparken yapmanız gereken çocuğunuzu zaman zaman karşınıza alıp onu dinlemek. Anlatsın size öğrendiklerini. Sabırla dinleyin onu. Sonra belki duyduklarınızı tecrübeniz ile harmanlayıp küçük tavsiyeler verirsiniz, onunla sohbet edersiniz. İşte o zaman göreceksiniz ki geleceğin mesleğini çocuğunuz kendi seçiyor, hem de sizin hiç aklınıza gelmeyecek bir alandan. Belki bu yeni bakış açısı işinizi de geleceğe taşıyacak. Yoksa internetin başına geçip geleceğin mesleği nedir diye Google’a sormakla çocuğunuza geleceğin mesleğini bulmada yardımcı olamazsınız.