Aile Şirketlerindeki Gençlerin Görevleri

Aile şirketlerindeki gençlerin yetişmesinde yardımcı olacak bazı fikirleri bu videoda anlatıyorum. Bu gençlere verilecek, daha doğrusu kendilerinin üstleneceği bazı görevler hem büyükler, hem gençler, hem de aile için çok büyük rahatlık sağlayacaktır.

Net Olmak

Net olmak lazım. İsim vermeden Veliaht Koçluğu yaptığım aile şirketlerinde başımdan geçen, hatta sıkça geçen bir örnek ile başlayayım. Patron şirkette bir hata görüyor. Sonra ilk karşısına gelen, konu ile de alakası olup olmadığına emin olmadığı kişi ya da kişilere biraz da sertçe söyleniyor. Filan filan olmuş, siz de onu şöyle yapmışsınız. Sonra artık ortada kim varsa, konudan payına düşeni nasipleniyor. İşte bu net olamamaya bir örnektir. Nasıl mı? Şöyle ki…

Birincisi sorguya çekmek yada yargılamak değil öğrenmek durumundayız, hata da olsa böyle, başarı da olsa böyle. Diyelim ki bir hata olmuş. Ortada bulananlara yakınmak yada insanları, kaba tabirle fırçalamak kimseye bir şey öğretmez. Bu, bağcıyı dövmek oluyor. Bir hata anında hemen durumun izahatını yapıp, düzeltilmesi gereken şeyleri sıralamak yerine önce soralım. Bakalım o hata kimin neyi bilmemesinden dolayı gerçekleşmiş. Tabi bunu da yine insanları sorguya çekerek değil, merak içerisinde sorarak yapmak gerekir. Bu sayede öncelikle hatanın kaynağına ineceksiniz. Belli ki bir yerde bir eksiklik var ve o eksiklik bir bilgi eksikliği olabilir. Belki tamamen bir art niyet var. O zaman dahi bir bilgi eksikliği var demektir ki bu durumda eksik olan bilgi sizde oluyor. O eksiklik de çalıştırdığınız elemanları tanıyamamaktan kaynaklanıyor.

Doğru soruları sabırla ve sertleşmeden sorarak cevaplarınızı aldıktan sonra öğrenme ve öğretme evresine geçersiniz. Ayrıca artık kimi eğitmeniz gerektiğini biliyorsunuz. Derdinizi ortaya anlatmanız değil, konu hakkında gerçekten bilgi eksikliği olan kişiyi eğitmeniz gerekir. Tabi bu noktada yöneticiliğin olmazsa olmaz gerekliliklerinden olan sükunetinizi korumanız ve kişilere geniş bir sabır ile yaklaşmanız gerektiğini bilin. Sabırla sorun bunu böyle yapmazsan ne olacağını bilmek ister misin diye. Kimse hayır demeyecektir. Sonuçlarını anlatın, anlayıp anlamadığını sorun. Varsa soruları siz de karşı tarafı dinleyin.

Bu anlattıklarımın bazı yönetici ya da patronlara ters gelebileceğinin farkındayım. Ama yapılması gereken bu. Buna net olmak diyorum. Sözlerimi dikkate alacak olursanız bir dahaki sefere konular ortada kalmayacak, hatadan ders alması gereken kişi şirketinizde bir noktada daha tecrübeli olarak devam edecektir. Malumunuzdur ki tecrübe kolay kazanılmaz. Aynı hataların tekrarlanması da bu bedelin artmasına sebep olur.

Zor Zamanlar Neyi Gerektirir?

Albert Einstin

Delilik tekrar tekrar aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemektir demiş Albert Einstein. Zor zamanlar zor kararları, ekstra kararları gerektirir. Böyle zamanlarda pek de hoşlanmadığınız, belki yapmaktan rahatsız olduğunuz şeyleri yapmanız gerekebilir. Kriz denilen kavramın sınırları farklı ekonomistlerce farklı çizilmişse de önemli olan ekonomide bir krizin olup olmadığı değil, sizin bunu kendi şirketinizde yada içinde bulunduğunuz endüstride hissedip hissedemediğinizdir. Eğer ne olduğunu finanssal tablolara bakarak görmeseniz yada göremeseniz dahi belki de durumu önsezileriniz ile hissediyorsanız bile belki de tehlike çanlarının sesinin uzaktan geldiği bir krizi fırsata çevirmek elinizdedir. Tehditleri fırsata çevirmek ise tam anlamıyla düşünce yapınızı değiştirmeniz anlamına gelir. Ben buna bazen beynimizdeki inovasyon diyorum.

Malumunuz ki dünya ve dahi iş dünyası sürprizlerle dolu. Sizin şirketiniz zor durumda olmayabilir ama yine de böyle zamanlarda bir takım önlemler almak gerekir. İşte bu önlemlere krizi fırsata çevirmek diyelim. Aşağıda her aklı selim şirket yöneticisinin aklında bulundurması gereken temel taşlarını anlatacağım. General Motors, American Airlines, IBM, Chrystler, Lego gibi firmaların hikayelerini incelerseniz bir iki tanesinden sonra ben bu filmi görmüştüm demekten kendinizi alamayacaksınız.

Öncelikle bu şirketlerin hepsinin başında böyle dönemlerde çok sıkı yöneticiler görürsünüz. IBM’in Watson ailesinden sonra gördüğü en büyük yöneticisi Louis Gerstner ya da Ford’un meşhur otomobili Mustang’in fikir babası ve sonra Chrystler’i uçurumdan çevirmeyi başarabilen efsanevi Lee Iacocca’yı unutabilmek mümkün mü? Tabi ki dünya çapında bir efsane olunmasa da böylesine sıkı bir lider olmak için “ben lider olacağım” demek yetenez. Bu insanlar o noktaya gelene kadar kendilerini çok güçlü yetiştirmişlerdir. O yüzden eğer engin denizlerdeki fırtınaları aşmak isteyen bir kaptansanız, öncelikle kendinizi çok güçlü yetiştirmeniz gerekiyor. Yıllardır sahip olduğunuz düşünüş biçimi sizi yolculuğun bu durağından sonrasına sizi taşımayacaktır. Böyle bir yönetici olmanın ne demek olduğunu Jim Collins’in 5nci Düzey Liderlik tanımında bulabilirsiniz.

Böyle zamanlarda hızla atılması gereken iki başlık vardır. Unutmayın hız iş hayatında böyle dönemlerde en çok ihtiyaç duyacağınız yeteneğiniz olacaktır. Bu iki başlık da bunda ne var, herkes bunu bilir diyeceğiniz gibi masrafları düşürmek ve satışları artırmaktır. Bu iki kavram sizlere çok sıradanmış gibi gelse de masraf azaltma hareketi yutulması gereken acı ilaç gibidir. Bu noktada asıl hoşunuza gitmeyecek şeyleri yapmak zorundasınız. Bu aşamada ilk ihtiyacınız olan sağlam bir finanssal analiz yöntemi. Bu yöntemin nasıl bir görüntü sergilediği her şirketin büyüklüğüne göre değişebilir. Eğer küçük bir ofiste çalışan ve iki üç kişiden oluşan bir firma iseniz bunu ön muhasebecinizin yardımı ile siz yapmak zorundasınız yada varsa finans direktörünüzün yardımını almaya ihtiyacınız olacaktır. Satışını yaptığınız her türlü üretim yada ticari malın hesabını tek tek açın. Bakın bakalım bunların size gerçek maliyeti nedir. Aradığınız şey enerjinizi en fazla tüketen fakat getirisi en az olanlarıdır. Çoğu zaman yıllar içerisinde işler geliştikçe kazandığınız paranın rahatlığı ile açılmaya başlarsınız. Farkında olmasanız da uğraştığınız bazı ürün yada hizmetler resmen enerji ve kaynaklarınızı sömüren bir fanteziye dönüşür. Bunları çocuğunuz gibi görmeye dahi başlasanız da bunlara veda etmenin zamanı gelmiştir. Böylesine zor dönemlerde en son ihtiyacınız olacak şey maddi ve beşeri kaynaklarınızın sömürülmesidir. Bunlar bir ürün değil, bir aktivite de olabilir. Belki karmaşık bir pazarlama ya da işe yaramaz bir yönetim sistemi olabilir. Fakat bunu yapması benim söylediğim gibi basit değildir. İnanın bana dışarıdan bakan bir göz sizin göremediğiniz şeyleri görecektir. Bunu da mı, bari bu kalsın diye sormanızı sağlayacak masraflardan bahsediyorum. Bir gemi batarken insanlar canlarını kurtarma pahasına o an yanlarında taşıdıkları en değerli eşyalarını dahi düşünmezler. Belki sizin için de silkinmenin zamanı gelmiştir.

Atmamız gereken ikinci başlık da satış. İşte bu nokta sizi fırtınada batması muhtemel diğer gemilerden ayıracak olan kritik bir noktadır. Öncelikle şunu analiz edin, potansiyeliniz kadar satabiliyor musunuz? Eğer cevabınız hayır ise bu iyi bir şeydir. Zira bu, daha fazla satış yapabileceğiniz anlamına gelir. Şunu unutmayın ki piyasada tek değilsiniz ve piyasadan yakın zamanda çekilecekler olacaktır. Sonuçta şirketinizin kişisel satış performansı kadar bir de endüstrinin toplam pastasından ne kadar büyük bir dilim aldığınız da var. Böyle dönemlerde vazgeçtiğiniz maliyetlerinize satış kaynaklarını da eklemeyi düşünüyorsanız tekrar düşünün. Eğer bir şeyden vazgeçmeniz gerektiğini fark ederseniz muhtemelen bu satış ekibi yada size birincil öncelikli iş getiren pazarlama faaliyetleri değil, satış ve pazarlama kaynaklarınızdan gereksiz yere paya alan ürün yada hizmetleriniz olabilir. A ürününü tutup B ürününün satış ve pazarlamasına son vermeniz satış ve pazarlama kaynaklarınızı kısıtlamanız ile aynı şey değildir. 20-80 kuralını unutmayın. Faaliyetlerinizin %20’si gelirinizin %80’ini sağlıyor olabilir. İşte bu düşünceden hareketle bakın bakalım nerede enerjinizin %80’ini hortumlayıp gelirinizin sadece %20’sine katkı sağlayan bir ürün yada hizmet var.

Kısa vadede bu iki noktaya akıllıca yaklaşmak ve hızla karar verip hareket etmek öncelikle beyninizde bir inovasyon yapmanızı gerektirir. Bu iki nokta çok da bilinmedik konular olmayabilir fakat burada asıl göz ardı edilen şey bunları uygulamada geç kalınmasıdır. Bu gecikmenin sebebi ya acı ilacı yutmaya yanaşmama ya da sorunun kaynağını görememedir. Olumlu ekonomik şartlar altında gemisini su üstünde yüzdüremeyen şirketler gibi en çetin fırtınalara göğüs gerebilen ve kriz dönelerini rahat atlatmayı başaran şirketler vardır. Bu hatalara düşmemenin en önemli yolu da her şeyden önce değişime açık olmanız ve inovasyona kendi bakış açınızı değiştirerek başlamanızdır. Einstein’ın dediği gibi delilik tekrar tekrar aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemektir.

Yardım Etmek

Yardım etmek, yardım etmenin ne demek olduğunu bilen için çok huzur verici bir duygudur. Esasen yardım duygusu hepimizin içinde olan kuvvetli duygulardan biridir. Yardım etmenin yolu yordamı vardır. Ben buradayım, isteyen gelsin, yardım edeyim demek yardımsever olduğunuz anlamına gelmez. Yardım etmek güzeldir.

Yardım Etmek Nasıl Olmalı?

Yardım etmenin 3 seviyesi vardır. Her şeyden önce daha önce 5nci Düzey Liderlik videomda bahsettiğim birinci düzeyde yardım etmeyi öğrenmek gerekir. Sağlam yöneticiler bunun ne olduğunu iyi bilirler, etkili uygularlar.

5nci Düzey Liderlik

Jim Collins’in İyiden Mükemmel Şirkete adlı kitabını henüz okumadıysanız okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Yöneticiler, liderler, özellikle de girişimciler için tavsiye ettiğim kitaplar listesinde üst sıralardadır. Bu kitabında Jim Collins adını 5nci Düzey Liderlik koyduğu bir kavramdan bahseder. İyi bir lider olmak gerçekten de o kitapta anlatıldığı gibi 5nci düzeyde lider olmayı gerektirir. En azından sarsılmaz bir sistem kurabilmeyi başarmış liderlerin çoğunun 5nci düzey liderliğe erişebildiklerini görürsünüz.

Özellikle girişimciler ve büyümek isteyen aile şirketlerinin kaptanlarının, yani patronlarının, yöneticilerinin öğrenmesi gereken bu konseptin basamak basamak, seviye seviye ne olduğunu anlatıyorum. Bu piramidin hangi düzeyinde olursanız olun o düzeyin hakkını vermeniz gerekiyor.